|
|
January 13

|
|

Birinci Söz Besmelei şerif
BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle.
Şöyle ki: bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin—tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte, böyle bir seyahat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur. mütevazii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse, der: “Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def olur gider, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
 İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.
 Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsizkudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder, hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevcudatlisan-ı hâl ile “Bismillâh” der. Öyle mi?
 Evet. Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de, herşey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
Herbir bostan “Bismillâh” der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelifleziztaamlar, içinde beraber pişiriliyor.
 Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der, rahmetfeyzinden birer süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzaknamına en latîf, en nazif, âb ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.
Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert taş ve toprağı deler, geçer. “ALLAH namına, Rahmânnamına” der; herşey ona muhassar olur.
 Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletleintişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi فَقُلْناَ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı يَا نَارُ كُونِى بَرْداً وَسَلاَماً âyetini okuyorlar.
 Madem herşey mânen “Bismillâh” der; ALLAH namına, ALLAH’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. ALLAH namına vermeliyiz, ALLAH namına almalıyız. Öyle ise, ALLAH namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.
 SUAL: tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan ALLAH ne fiyat istiyor?
ELCEVAP: Evet, o mün’im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.
Başta “Bismillâh” zikirdir. Âhirde “elhamdü lillâh” şükürdür. Ortada, bu kıymettarharika-i san’at olan nimetler Ehad, Samed’in mucize-i kudreti ve hediye i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmekfikirdir.
Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zahirîmün’imleri medih ve muhabbet edip mün’im-i Hakikîyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen, ALLAH namına ver, ALLAH namına al, ALLAH namına başla, ALLAH namına işle, vesselâm.

İnsanların çoğu kıymetli değerli taşlar gibidir. Bütün güzelliklerinin ve parlaklıklarının meydana çıkması için
daha iyi insanlarla bir araya gelip cilalanmaları gerekir. (
&
| |
Seni de vururlar bir gün ey acı Uçuşup durduğun kanatlarından Sazın sözün türkülerin tükenir Ellerin koynunda kalakalırsın
Şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı Gül açan yüzlerimizde Göğeriyor rengin senin de
Biz seni Tâ eskilerden tanırız Hani göğüslerimize taş olur inerdin Avuçlarımızda hira dağıydın
Al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde Akdeniz rüzgarlarına karışan sendin
Biliyorum Hiçbir tarih yazmayacak Ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda Göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize Mitralyözlerin washingtondan ayarlandığını
Seni de yakarlar bir gün ey acı Bir taptuk kul gözlerinden vurursa Parmakların eğri ağaç tutamaz Çığlıkların çağlar aşar duymazsın
Ve ben biliyorum Örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı
Ve İbrahimin baltasını Ben biliyorum
Nereden başladı bu kesik dans Ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü İnsanlar kim?
Kim kimin yanında Kim kimin karşısında
Meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim
Üsküdar kız lisesinde okuyan genç kız Çantasında kimin fotoğrafını taşıyor
Kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar Neden gülüyorlar ki
Seni de vururlar bir gün ey acı Filistinde sapan taşlı çocuklar Dalın, kolun, fidelerin, budanır Kuru bir kütükle kalakalırsın
Öyle bakmayın balkonlarınızdan Fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu, Damarlarımızı yırtıyor Tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları Pompalıyor yüreğime
Pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken, Çeçenyada yiğitler İnancın, emeğin ve aşkın Kılcal damarlarına ulanıp sustular... Ve ne Bağdattan Ne Şamdan Ne Mekkeden Ne Diyarıbekirden Ne istanbuldan Ne Buharadan Bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi Duymuyor
Seni de vururlar bir gün ey acı Halepçede soldurulmuş gül gibi Bu sevdaya düşsen sen de yanarsın Suskun, sıcak, uzun yaz geceleri
Ve siz Ey analar, Siz, gecelerinizi böler çocuklarınıza ninniler Söylerdiniz
Hani siz, fatihler doğururdunuz...
Gelin-kızların giysileri kirletildi Çocuklar hep yetim kalıyor
"Elem yecidke yetimen feava"
Ve ben biliyorum Ben biliyorum İstanbulun Bağdatın Diyarıbekirin Mekkenin Birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü sonra Ey insan Ey insanlık Ayağa kalk
Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları Boyunları gövdesinden ayrılmış insanları Gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu Çocukları
Gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin Ve bir gün Bu dünya Gül bahçesine dönecek Bunu böylece bilin ve Unutmayın
GRUP GENC


GENÇLİĞE HİTABE...
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... "Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!"
şuurunda bir gençlik... Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır...
Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır...
Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet.. Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında
"belhümadal - hayvandan aşağı"
dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü ?... Son yarım asır!..
İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,
madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında
ebedi helake mahkumiyet...
İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...
Bunları,yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık,
çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür
diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...
Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni
bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik... Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle
bütün "dikey"leri "ya tay" hale getirecek bir çığlık kopararak
"mukaddes emaneti ne yaptınız?"
diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin,
kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik... Halka değil, Hakka inanan,
meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır"
düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan
ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik... Emekçiye "Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar
sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.!
Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla,
kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan
daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta
başı boş bırakılamazsın!" diyecek... Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini
kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça
serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalıi ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine,
diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik... Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan
ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa
çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı,
Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı
adamında bulduğunu sandığı şeyi,
o mübarek oluş sırrını,her sistem ve mez hebe ortada
ne kadar illet varsa devasının
ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,
İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,
İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik... "Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan
fert fert "ben varım!" cevabını verici,
her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!"
fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik... Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi
cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule,
stratejiye uygun bir gençlik... Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta,
ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin;
ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırdetmekte
kuyumcu ustası bir gençlik... Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü,
yalancı ders kitabı,dema gog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri,
muzahrafat kanalı sokağı,takma diş fabrikası,
fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi,
temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek
bütün cemiyet müesseselerinden
aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek,
kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar
nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı
içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik... Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa,
gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini
beğenmeyecek, onlara "siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş
marka müslümanlarısınız !
Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden
hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek
müslümanlığın "na sıl" ını ve "ne idüğü" nü
her haliyle gösterecek bir gençlik... Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,
hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle
manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak,
ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak
tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur
farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir genç lik... İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.
Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır,
devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime
ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve
zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında,
uykusuz,su suz, ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür
Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken,
Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da
gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!
Allahın selâmı üzerine oIsun...
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes! Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..
Necip Fazıl KISAKÜREK

|
|

Sizi örtünmeye çağırıyoruz!
Sizi tesettüre bürünmeye davet ediyoruz!
Sizi tepeden tırnağa güzelce kapanmaya çağırıyoruz!
Vücut hatlarınızı belli etmeyecek bir şekilde giyinmeye, Başörtülerinizi omuzlarınızın üzerine salıvermeye çağırıyoruz..
Çünkü ALLAH Teala böyle istiyor!
Sizi ta başlangıçta edep ve haya duygularıyla donatan,bu yüce duyguları fıtratınıza yerleştiren ALLAH istiyor..
Fıtratınıza yerleştirdiği hazinenin görkeminden haberdar olmanızı,o muhteşem hazineye sahip çıkmanızı istiyor! Biliyor musunuz?Hz.Meryem sonradan kazandıklarıyla değil,sırf bu mevcud hazineyi koruduğundan dolayı bütün alemlere seçkin kılındı..
Sizleri utanma ve terbiye duygusuyla süsleyerek yeryüzüne gönderen ALLAH Azimüşşan şimdi sizden onları ortaya çıkarmanızı istiyor.. ALLAH örtünmemizi bizden ta ilk günden itibaren yeryüzüne ilk ayak basar basmaz istemiştir.Bunun böyle bilinmesini istiyoruz ve bu meselenin özellikle İslamda örtünme diye ele alınmaması gerektiğine inanıyoruz.Çünkü örtünme Muhammed as. ile başlamamış ALLAH Teala ilk günden itibaren örtünmeyi hayalı ve edepli olmayı emretmiş,daha sonra toplumlar ne zaman ki bu çizgiden ayrılmaya başlamış,gönderdiği rasullerle bu çağrıyı yenilenmiştir.
Bugün bizle beraber tüm dünya bilmektedir ki başlangıcından itibaren günümüze kadar müslüman bayanlar örtünmekle yükümlüdür.Bütün İslam mezhepleri şu konuda ittifak etmişlerdir:Müslüman kadının ellerinin ve yüzlerinin dışında kalan yerlerini yabancı erkeklere göstermeleri haramdır,vücut hatlarını belli edecek şekilde giyinmeleri haramdır,tenlerini gösterecek derecede ince giyinmeleri haramdır,giyim kuşamda kafirlere benzemeleri haramdır.
Bu konuyu bunu dışında başka bir şekilde anlamaktan hele pazarlık masasına yatırmaktan tartışmaktan ALLAH'a sığınırız.
Kadının güzelce örtünmesi ALLAH'ın yeryüzündeki çizgilerinden bir çizgi,işaretlerinden bir işaret,şiarlarından bir şiardır! Herşeyden önce yerine getirilmekte olan bu emir buna şahit olanlara derhal o emri vereni hatırlatır..Yine örtülü bir bayan hayvani şeytani ve nefsani çağrışım yapacak bütün görünümünü geri plana atmış olacağından,şeytani atmosferin yerini Rahmani bir atmosfer kaplayacaktır.
Rabbimiz Bizim İyiliğimizi İstiyor!
Sizin tesettüre bürünmenizde ALLAH Teala'nın bir çıkarı var mıdır?İyi biliniz ki şu anda yeryüzünde yaşayan milyarlarca bayan,istisnasız hepsi örtünse her biri birer insanlık abidesi olsa,birer Meryem olsa,Asiye olsa,Hatice olsa,Fatıma olsa milyarlarca bayan edep ve hayada birbirleriyle yarışa girseler..ALLAH yine aynı ALLAHtır.Onun büyüklüğüne yüceliğine en ufak katkıda bulunmuş olmazlar.Ve yine yeryüzünde ne kadar bayan varsa hepsi edepsizlik,fuhşiyat ve kötülük yarışına girseler akla hayale gelmeyecek ahlaksızlıkları yapsalar..ALLAH Azmüşşanın şanına en ufak bir zarar gelemez.Eğer ALLAH Teala bizim örtünmemizi istiyorsa,işin ahiret yönü bir tarafa tamamen bizim menfaatimiz,bizim iyiliğimiz,dünyevi mutluluk ve huzurumuz için istemektedir.
Hem ALLAH değil midir insanlardan bir şey istemeye emretmeye en çok hak sahibi olan..Onları yaratan,yaşatan değil midir?Şu hususu aklınızdan hiç çıkarmayınız ki,ALLAH'a kulluktan kaçınanlar,kesinlikle şu anda birilerinin bir yerlerin kuludurlar!Varsın onlar özgür olduklarını,özgürce yaşadıklarını,özgürce bir tercihte bulunduklarını zannederek kendi kendilerini avutsunlar! İyice düşündüklerinde göreceklerdir ki örtüsüz olarak sürdürdükleri bu yaşantıyla birilerinin çağrısına uymaktadırlar,birilerini memnun etmektedirler.Bu birileri onların nefisleridir,şeytani duygularıdır,içinde yaşadığı toplumdur,modadır,başkalarının beğenisidir,başkalarının dışlama korkusudur,bir takım güç odaklarıdır,paradır,diplomadır,iştir,makamdır..
''Seçilin ayrılın şöyle ey mücrimler!Ey Ademoğulları!Size şeytana kulluk etmeyin,çünkü o apaçık düşmanınızdır.Bana kulluk edin.Dosdoğru yol budur,diye and vermedim mi?''
Şeytana ibadet etmek nitelemesi gerçekten çok acı bir niteleme.Birilerine ağır gelebilir kabullenmeyebilirle r.Fakat şeytanın çağrısına uyup hayatını ona göre şekillendirenleri ALLAH böyle niteliyor.
Evet anlamak isteyen için bir konu ancak bu kadar berrak olur hak ve batıl birbirinden ancak bu kadar ayrılır.Örtünmenin ALLAH'ın emri olduğu,hem de ilk ve çok önemli emri olduğunu,örtüsüzlüğün de şeytanın bir emri ve çağrısı olduğu konusunda acaba bir tereddüdünüz var mı?
Şu anda örtüsüzlüğe hangi gözle bakıyorsunuz?
Önce şu noktayı iyi tesbit edelim;örtüsüzlük bir hata değildir,bir anlık günah değildir,bir an için yapılan gıybet,öfkeyle işlenilen bir günah değildir.Kısacası ALLAH'ın yasakladığı haram olan ne varsa ara sıra işlenenlere benzemez.
Örtüsüzlük bir hayat tarzı,yaşam biçimidir.
Örtüsüzlük bir düşüncenin,bir felsefenin yaşama geçirilmiş halidir.
Verilmiş bir kararın düşünülerek varılmış bir kararın uygulanmaya konulmasıdır,bilinçli bir tercihtir.Örtüsüzlük başka bir yoldur,başka yolda seyretmektir.
Dahası örtüsüz hayat tarzı bir bütündür birazını alıp birazını bırakma imkanınız yok gibidir.
Bugün yeryüzüne egemen olan örtüsüzlüğün öne çıktığı,kadın vücudunun sergilendiği yaşama biçimi ne Musevi ne İsevi ne İslami kaynaklıdır.Vahye kapalı,ALLAH ile ilişkisi olmayan ,seküler,dinsiz bir hayat tarzıdır.Onlar istedikleri kadar güzel isim verseler de kendilerine cahili toplumlardır.Bu cahili toplumların ve küfür düzenlerinin hepsinin ortak bariz özellikleri,egemenliklerinin çıplaklık ve ahlaksızlık üzerine kurulmuş olmasıdır.En büyük sermayeleri budur.Siz bunları onların elinden alırsanız sistemlerinden geriye hiçbir şey kalmaz.Bundandır ki hayanın simgesi örtüye aşırı bir nefret duyarlar.Ticaretler i,edebiyatları,sanatları,medyaları kısaca herşeyleri..
Durum böyle olunca elbette böylesi toplumların en amansız düşmanları tesettüre olacaktır,edebe utanma duygusuna,nikaha,temiz aile hayatına olacaktır.
Bütün bunlardan sonra sizi şimdi hemen şimdi örtünmeye çağırıyoruz!
Sizi hem örtünmeye çağırıyoruz,hemde örtündüğünüz takdirde karşınıza kimlerin dikileceğini nelerle karşı karşıya kalacağınızı baştan haber veriyoruz!
Örtünmenin hiçbir maddi getirisi olmadığı bir günde davet ediyoruz!
Öyle her türlü kapının açılmadığı günde ediyoruz!
Yıılarca hayalini kurup sonunda güçlükle ulaştığınız okulunuzdan,kariyerinizden olabileceğinizi hatırlatıyor bunu bile bile davet ediyoruz!
Evden dışarı çıktığınızda belki birileri alay edecekler,dudak büküp eğlenecekler..Hem bütün bunları baştan söylüyor hemde çağırıyoruz!
ALLAH Teala'nın tabiriyle ''karanlıklardan nura doğru'' yolculuğa çıkıyorsunuz..Elbette bütün bunlarla karşılaşacaksınız.Cennetin muhakkak bir bedeli olacak ve siz bunu ödeyeceksiniz..
ALLAH Rasulunun müminlere biat verirken söylediği sözleri hatırlayın.''Kınayanların kınamalarından korkmayacaksınız''...
Örtünün ve bundan sonra ki kınamalara hazır olun hatta dil uzatmıyorlarsa şaşırın.Ve güzellikle tebessüm edin.Kazanan sizsiniz!!
Belki de bunların hiçbiri olmayacak hatta..
Zamana ve mekana göre insanların örtünmeye karşı tavrı değişik olabilir.Belki birçokları sevinecek,tebrik edecek,gıpta edecek,özenip o da örtüncek..Olumlu veya olumsuz sizi bu durumlardan hangisi bekliyorsa beklesin önemli değil yükümlü olduğunuz örtünmeye davet var...!
Çünkü siz ALLAH'ı hatırlayacaksınız.
Haydi kalkın ve güzelce örtünün..Evet şimdi kalkın ALLAH için güzelce örtünün,bol bir elbiseyle vücudunuzu kapatın,başınızı mükemmelce örtün,sonra aynanın karşısına geçin ve seyredin..Şuan bu yazıyı okumayı kesin ve yapın bunu.Şu anda karşınızda duran bambaşka biri öyle değil mi?
Öncekiyle alakası olmayan başka bir dünya insanı değil mi?
Bırakın başkalarını şu an siz kendi kendinize ALLAH'ı hatırlatmıyor musunuz?Hatta iyice bakın etrafa odanızın atmosferi değişti değil mi?Çünkü şu anda orda melekler var,dilinizde ALLAH olduğu müddetçe,ALLAH'ı hesaba katma,ALLAHı dikkate alma düşüncesi olduğu müddetçe onlar sizinle olacak.Herşeyden önce siz şu ana kadar size bakan gözlere dişiliğinizi,cinselliğinizi,dış görüntünüzü sunuyordunuz,sizinle karşılaşanlar ister istemez bunlarla karşılaşıyordu.Şimdiyse cesedinizi perde ardına çektiniz ruhunuzu sundunuz.O ALLAHın üflediği ruhunuz..
Şöyle bir kendinizi yoklayın bir emri yerine getirdiniz ve neler değişti.İnsani,melekut alemine ait duygularınız ön plana çıktı değil mi?Öyle ya bastırılan bu erdemleri kendiniz bile görememiştiniz.
Siz şu anda ALLAHı hatırlatan bir işaretsiniz.Muhatap olduğunuz herkesi İslama çağırıyorsunuz,hiç konuşmadığınız halde.Ne yazık ki sizinle muhatap olan bir takım zavallı nasipsizlerin kalplerinde ki marazları artacak,dertleri depreşecek.İç dünyalarında savaş başlayacak,kimisi sözleriyle kimisi gözleriyle sataşacak,güçleri neye yetiyorsa onu yapacaklar.
Ama siz ALLAH'ın yakınlığını,sıcaklığını,muhabbetini kazanacak ve bunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz,,özel olmanın ayrıcalıklı olmanın tadına varacaksınız..
Şu noktayı da unutmayın ki herşeye rağmen bu toplumun önemli bir kesiminden ciddi bir saygı göreceksiniz.Sizi ciddiye alacak güven duyacak,sizi toplumu ayakta tutan direkler olarak görecekler..Kaliteli insanlar tarafından sevilecek boş manasız anlamsız hayat yaşayanlardan sıyrılacaksınız.
Ve siz bu arada sayısız kötülükten kurtulmuş olacaksınız,rahatsız edici bakışlardan,çirkin sözlerden uzak ve emin bir hayatınız olacak.. Ve birgün o çok da sevmediğiniz dünyadan ayrılma vakti gelecek..Onu tercih ettiniz bütün kavşaklarınız da..ve şimdi Ona gidiyorsunuz.Siz zannediyor musunuz ki,böylesi bir deönemde örtünme mücadelesiyle ömür geçirenlere ALLAH Teala kıyamet günü sadece emirlerinden birini yerine getirme sevabı verecek?
Size öyle bir amel defteri verilecek ki..!
Şaşıracaksınız belki de..ALLAH'ım bu defter benim değildir bunda ALLAH yolunda savaştığım yazılı ,kurşunlandığım yazılı,yıllarca durmadan tebliğ yaptığım yazılı..Bu benim olamaz diyeceksiniz.Size denilecek ki yanlışlık yok gençliğinizin en güzel dönemlerinde her pislik sizi kuşatıp kendine çekerken siz ALLAH'ı tercih ettiniz,sabrettiniz,mazlumdunuz.. ALLAH'ın bunları unutacağını ve karşılıksız bırakacağını mı sandınız?... Akla hayale getiremediğiniz ebedi bir saadet yurdu sizin olacak..
____ Açılıp saçılarak varlığınızı ispat etmenin dışında yolunuz yokmu?Öne çıkaracağınız şahsiyetiniz karakterinize ait donanımlarınız yok mu? ____ Yaşlanınca örtünürüm mü diyorsunuz? Hatta siz düşünmeseniz bile etrafınızda ki kodamanlar atılacaktır:Gençliğini yaşa ne alemi var bu yaşta öcü olmanın?diye.Genç bayanlara sesleniyoruz,sizi açılmaya sevkeden bu yaşlılara acıyın onlar acınacak durumdadırlar. ____ Peki siz cehennemin henüz teori aşamasında olduğunu ALLAHın birgün bundan vazgeçeceğini mi düşünüyorsunuz?Uygulamayacağı cezayla korkutan bir baba gibi mi tasavvur ediyosunuz?(HAŞA)Cehennemi bir blöf mü sanıyorsunuz? ____ Kendi kendimizi kandırmayalım.Örtüsüz hayat tarzı bütündür.Başınızı açmışsanız aşağısı ona uymak zorundadır.Siz hiç başı açık ama topuklara kadar elbiseli giyim tarzı gördünüz mü? ____
____ Bu vatan sizindir!
Bu vatanın gerçke sahipleri siz örtülülersiniz.Bin yıldan bu tarafa bu topraklar için ölen insanların ne uğruna can verdikleri bilinmektedir.Sığıntı olan yabancı olan bu mübarek coğrafyaya asla yakışmayan örtü düşmanlarıdır,edep düşmanlarıdır.
Ve soruyoruz siz kimsiniz?
Erdemin faziletin amansız düşmanları!
Siz bu mübarek coğrafyaya hiç benzemiyorsunuz? İşgal kuvvetlerinin düşük rutbeli şımarık subayını çağrıştırıyorsunuz! Söyleyin örtüye düşmanlığınızın kökeni neye dayanır? Hangi şer odaklarının temsilcisisiniz? Nerelerden gelme nelerden dönmesiniz? Şamatanızla çok göründüğünüze bakmayınız aslında bir avuçsunuz____ Tekrar sen bayan... Şu andan itibaren örtünüyoruz değil mi?Biz sizi öyle düşünüyor ve ALLAH için tebrik ediyoruz.Başınız dik!
ALLAHın selam rahmet ve bereketi hepinizin üzerine olsun...
Mehmet Göktaş(Örtünme Çağrısı)adlı kitabından alıntıdır |
selam ve dua ile
Ya rabbi filistinli müslüman kardeşlerimize yardım eyle.İslam ümmetini gaflet uykusundan uyandır.Müslümanlara zulmedenlerin ıslahları mümkün olanlarını ıslah eyle,ıslahları mümkün olmayanları Kahhar ismi şerifinle kahreyle.İsrail askerlerinin içlerine ölüm korkusu düşür.Kahru perişan et.Filistinli müslüman kardeşlerimize görünmeyen askerlerinle yardım eyle.Amin. FİLİSTİN HALA YANIYOR...duanızı esirgemeyin...
 January 12
|
|
|
|
İHH son İsrail saldırılarında anne veya babasını kaybeden yetim çocukların bakımını üstlenme kararı aldı.İHH son İsrail saldırılarında anne veya babasını kaybeden yetim çocuklar ile daha önce ailelerini kaybeden tüm yetimlerin bakımını üstlenme kararı aldı. Şimdiye kadar Filistin'de 2500 yetimin bakımını üstlenen İHH Gazze'de yaptığı son inceleme ile yaklaşık 1500 çocuğun daha yetim kaldığını tespit etti. İsrail saldırılarında ve daha önce çeşitli sebeplerle yetim kalmış tüm çocukların barınma, eğitim ve sağlık vs. ihtiyaçları karşılayacak olan İHH Gazze'nin yetimlerini ayrıca sponsor aile sistemine de dahil etti. İsteyen aileler aylık 70 Lira ile bağış yaparak bir yetim çocuğa sponsor olabilecekler. 400 aile, yetimlere sponsor oldu Bu arada 400 aile, savaşın ilk gününden itibaren Gazze’deki yetim çocuklara sponsor aile olmak için İHH'ya başvuruda bulundu. isra haber
FİLİSTİN HALA YANIYOR... duanızı esirgemeyin...

|
|
HAMAS İstanbul'u savunuyor
Gecen cuma Beyazıt Meydanı'nda gözüme ilişen en anlamlı pankart sanırım şuydu: "Hamas İstanbul'u savunuyor, farkında mısınız?"
Bu pankart insana neler düşündürmez ki…
Bir an filmlerdeki patlama efekti ile başlayan geri dönüşler gibi 90 yıl öncesine gittim.
Hani o 1 milyon 600 bin kayıpla çıktığımız 1914-1918 yılları arasındaki Birinci Dünya Savaşı yıllarına…
Cephelerdeki şehit sayısına bakar mısınız, ne çok şey anlatıyor;
Çanakkale: 101.000 (Hasta, Kayıp ve Yaralılarla 253.896)
Kafkasya: 270.000
Irak/Körfez: 220.000
Arabistan/Yemen/Filistin: 280.000
Mısır/Kanal: 280.000
Acem: 20.000
Rumeli: 60.000
Yani bugün adı "Arap" toprakları konulan cephelerde verdiğimiz şehit, Çanakkale, Kafkasya, Acem ve Rumeli'de verdiğimiz kayıpların iki katı: 770 bin…
Bu sayının sadece 30 bini 9 Kasım 1917'de düşen Kudüs savunmasında…
1917 baharında 1. ve 2. Gazze savaşlarında ise İngilizleri iki kez geri püskürtmüşüz.
Fakat bütün bu direniş ve şehitlere rağmen 1918 sonbaharında Filistin'in tamamen İngiliz işgaline girmesine engel olamamış, Kudüs'ü 400 yıl aradan sonra hüzünle terk etmişiz.
***
Öte yandan…
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bütün cephelerden Anadolu'ya çekilmiş, burada ise 1919-1922 yılları arasındaki Kurtuluş Savaşı'ında toplam 9 bin 117 şehit vermişiz. (Sabahattin Selek; Anadolu İhtilali, cilt; 1).
Düşünün…
Anadolu'da 9 bin iken Rumeli'de 60 bin…
Anadolu'da 9 bin iken Kafkasya'da 270 bin…
Anadolu'da 9 bin iken Irak, Filistin, Yemen, Hicaz ve Mısır'da 770 bin insanımızı toprağa gömmüşüz.
Daha 1911-12 yıllarındaki Trablusgarb (Libya), Adriyatik denizi, Kızıldeniz, boğaz ve Ege adalarındaki savaşlar buna dahil değil…
Rakamlar işin büyüklüğünü göstermesi bakımından dehşet vericidir.
Bu rakamlar neyi gösteriyor?
Sakın "Onlar Osmanlı'ydı biz Cumhuriyetiz" gibi "zevzek" ayrımlar yapmayasınız. O cephelerde Mustafa Kemal'den İsmet İnönü'ye, Enver Paşa'dan Fevzi Çakmak'a hepsi vardı…
Bu rakamlar, bize, asıl nerede kaybettiğimizi göstermiyor mu?
***
Çünkü…
Aslında savunulan tek bir ülke, tek bir coğrafya, tek bir aidiyet, tek bir haysiyet!
Gazze'ye bomba yağdırmakla, İstanbul'a bomba yağdırmak arasında ne fark var? 90 yıllık tarih farkından başka tek bir mantıklı gerekçe söyleyin.
Bağdat'ı işgal etmekle, Urfa'yı, Antep'i, Maraş'ı işgal etmek arasında ne fark var?
Medine'yi savunmakla, Kars'ı, Edirne'yi, Kırım'ı, Yemen'i savunmak arasında hiçbir fark yok!
9 bin Anadolu'ya 270 bin Kafkasya'ya...
9 bin Anadolu'ya, 770 bin Mısır'a, Irak'a, Hicaz'a, Yemen'e, Filistin'e can gömmüşüz.
Bunları unutacakmıyız sanıyorlar?
"Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı/ Düşün altında binlerce kefensiz yatanı" derken Akif, nereleri kastediyor dersiniz?
"Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli/Ebedi yurdumun üstünde benin inlemeli" derken Akif, hangi yurttan bahsediyor sanıyorsunuz? Sadece Edirne ile Kars arasından mı?
Bu yurt ezeli ve ebedi bir yurttur.
Bu yurt ontolojik ve kozmik bir yurttur, sınırları yoktur.
Bu yurt üzerinde ebediyen ezan okunan her yerdir.
Birbirinden kuvvet alarak; "toprağın ruhundan" ve "kitabın kavlinden" güç olarak her dem yeniden doğar.
Dün kırmızı beyazdır, bugün yeşil, beyaz, siyah.
Dün Fahrettin Paşa'dır, bugün İzzettin Kassam.
Rumeli'den Kafkasya'ya, Anadolu'dan Filistin'e bir aidiyetin, haysiyetin ve varoluşun adıdır.
BOP değil; Evrensel Adalet ve Barış Yurdu (Daru's-selam) der kitabın kavli buna. (Yunus; 10/25)
***
Bu uyduruk sınırların hepsi bir gün kalkacak!
Hz. Peygamber'in rüyası gerçekleşecek: Bu koca ülkenin bir ucundan bir ucuna bir kadın yalnız başına yürüyecek ve Allah'tan başka kimseden korkulmadığını görecek!
Hz. Süleyman'ın hülyası gerçek olacak: Evrensel Adalet ve Barış Yurdu (Daru's-Selam) ilelebet kurulacak!
Hz. İbrahim'in kuşları toplanacak: Parça parça ayrı tepelerde olsalar bile "Kalkın/birleşin" diye bir ses duyulacak ve hepsi yuvalarına dönecek, birleşecek, yekvucut olacak!
Enver'in intikamı çetin olacak: İngiliz'in/Rus'un dipçiği bumerang gibi kendi karnını deşecek!
Cemaleddin'in layihası bedenlenecek: Sinek olsak, vızıltımız, Atlantiği sele boğacak!
***
Cebeli Tarık'tan Orta Asya içlerine, Kırım'dan Yemen'e Namık Kemal'in deyişi ile "Asumani heykeller gibi" sereserpe yerlere serilmiş şu coğrafyayı dolaşın…
Akif'in tabiriyle ot basmış evler, yıkık damlar, işgaller, feryatlar, acılar, ızdıraplar, üstüne üstlük "gaza namıyla dindaş öldüren biçare dindaşlar" görecekseniz, evet…
Tarihten çekilmiş bir dünya, rüzgarı dinmiş bir din, yenilmiş bir uygarlık, kalbura dönmüş bir coğrafya, güneşi doğmayan bir gök, yıldızları parıldamayan bir sema görecekseniz, evet…
İbn Haldun'un tabiriyle üstünden "ümran rüzgarı dönmüş" beldeler, İkbal'in tabiriyle "göç katarları toplanmış" diyarlar görecekseniz, doğru…
Ama değil mi ki her bir köşesinde şehitler yatıyor ve değil mi ki şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara…
Değil mi ki ot basmış evlerde mahzun kalsa da… Göç katarları toplanmış diyarlarda mehcur olsa da… Şii mescitlerinden Sunni camilerine bir Kitap hala elden ele dolaşıyor.
Değil mi ki düşülen yerden bir de bakıyorsun HAMAS'lar doğuyor. Yeni Fahrettin Paşa'lar, Cemaleddinler, Enverler , Akifler, İkballer, Kassamlar, Şeriatiler çıkıyor.
O zaman ümit var demektir.
Bu Kitap bir gün üzerimize serilmiş bu ölü toprağını atacak.
Körler görecek, sağırlar duyacak, çamurdan bir kuş, Allah'ın izni ile üfürünce kanat çırpıp uçacak… Yani Bu Kitap çamurlara batmış bir halkı ayağa kaldıracak, gözlerini açacak, kulaklarının pasını silecek…
Bu toprak münbit…
Suyu bol, gübresi sağlam. Sakın kimse çöl, bozkır diye bakmasın.
Lozan'dan sonra bize 100 yıl lazımdı, o da doluyor.
Ey işbirlikçi İngiliz uşakları! Ey gerici Arap rejimleri! Ey petrol şeyhi taslakları! Ey HAMAS'ı ezsin diye Siyonistlere ellerini ovuşturarak Bel'am duaları eden entarili saray mollaları! Toprağın altı nasıl kaynayacak, toprağın üstü nasıl gürleyecek, o zaman göreceksiniz.
Gazze ile İstanbul'un, Diyarbakır'la Kerkük'ün, Kırım'la Yemen'in nasıl görünmez hatlarla birbirine bağlı olduğunu, bunun demiryolu hatlarından daha sağlam örüldüğünü, tek bir ruhun nasıl bedenleneceğini o zaman anlayacaksanız.
Ne zaman? Kiminle? Nasıl? mı diyorsunuz?
Heyhat! Göçtü kervan… türküsü mü çığırıyorsunuz?
"Geldikleri gibi giderler" dedik birazı kurtulmadı mı?
"Aldıkları gibi verirler" var sırada.
"Yıktıkları gibi yıkılırlar" var sonra.
Allah'ın günlerine inanın.
HAMAS'ın İstanbul'u savunduğunu fark edin önce.
Saygılar, sevgiler..
MÜCAHİD ALPEREN ÇELİKTÜRK
Ey nefsim, kendi gerçeğinle yüzleşmeye hazır mısın ? Hesaptan önce hesap vermeye ne dersin ? Halkın sevgisini ararken, Allah'ın nefretinden emin misi n? Kendine karşı sadakatini kaybetme... Elest bezmindeki ahd-ü misakını unutma... Ey kendi başına buyruk nefsim! Sevdaların, korkuların, kaygıların ?!Evet biraz açar mısın ? Kalp ritmini zorlayan heyecanlarından bahsetsene ! Hangi limana demir attın ? Göze gireyim derken, gözden düştüğünün farkında değilsin... Övünmek ve saygınlık kazanmak için bu ne hırs? Kendini beğenen nefsim şöyle demen gerekmiyor mu ? “RABBİM BENİ BANA BEĞENDİRME.” Bilmediklerine “ben bilirim” demekten vazgeçmeyecek misin?Hala “bilmiyorum” demeyi bir nakısa olarak mı göreceksin ? NEFSİM ! Kitab'a karşı neden soğuksun ? Namaza neden ağırsın ? Kardeşlerine niçin mesafelisin ? Aktüaliteye meraklı, Ahiret'e duyarsızsın... Hangi kulvarda geziniyorsun ? Başını almış nereye gidiyorsun ? Ne zaman samimi olacaksın... Riya ile kendine zulmetme... Toplum içinde kıldığın namaz ile yalnız iken kıldığın namaz arasındaki farkı nasıl izah edeceksin ? Nefsim! Rabb'imin “Feveylun” dediğini duymuş olman lazım... Namazında kendine yazık etme... riya bulaşan namazbaşına bela olmasın... Okuduğun Kur-an sana zulmetmesin... Nice Kur-an okuyanlar var ki, Kur-an onlara lanet eder. Bunu biliyorsun. Ey kendine zulmeden nefsim ! Günah işlemekte ne kadar cesursun... Ateşe dayanma gücünü nerden alıyorsun ? Nefsim ebedi ve ezeli düşmanına, şeytana açık veriyorsun... Düşmanını küçümsüyorsun... Nefsim ! Niçin susuyorsun ? Çünkü suçlusun... Haydi itiraf et... Dönsene.. .Gel tevbeye... Ey nefsim hala kendini temize çıkarmaya devam edecek misin ? Oysa Hz. Yusuf Nebi şöyle diyordu: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum.” Yusuf'un yapmadığı tezkiyeyi yapıyorsun. Bak dinle Kur-an ne diyor: “Nefislerinize tezkiye etmeyiniz.” (Necm- 32) Ey nefsim ! Kendini güvende mi hissediyorsun ? Oysa Hz. Muhammed (s.a.v), kızı Fatıma'ya güvence vermemişti... “Kızım Fatıma nefsini ateşten koru, kıyamet günü senin için elimden bir şey gelmez.” Yoksa kimsenin bilmediği güvencelerin mi var ? Hz. Muhammed'in kızına vermediği garantiyi sana veren mi var ? Nefsim topraktan geldiğini unutmuş gibisin... Azrail ile randevunu erteledin mi yoksa ? Ey yaşam hırsı ile sersem hırsım ! Hz. Muhammed'den geriye kalan neydi ? Nefsim ! Mutmain misin ? Samimi misin ? Haydi rabbine dön ! Sen dünmek istemesende dönüş O'nadır... Sen Rabb'inden?Rabb'in senden razımı ? Uyarıya muhtaç nefsim, kendini müstağni görme... Yoksa samimiyetsizliğini gizlemek için mi samimiyet edebiyatı yapıyorsun.?
EY NEFSİM! HALİS OL Kİ, HALAS BULASIN!..
Ey nefsim! Sen kendini genç ve güzel addediyorsun.Gençligine güvenip güzelliginle de övünüyorsun. Lakin görmez misin ki gençligin gidecektir ve gençliginle birlikte güzelligin de sönüp çözülecektir. Dün çocuktun, bu günse yetişkin bir gençsin; yarın gelecek yaşlı olacaksın. Nasıl ki çocukluk çagın yerini gençlige bıraktı, aynen öyle de bu kuvvet çagın yerini zillet yaşına bırakacak. Bilirken bilmez, bu gün etrafina hükmederken yarın kendi bedenine dahi sözünü geçiremez olacaksın. Güzelligini de beş kuruşa sayma; zira 30 sene evvelki dillere destan güzeller, şimdi ya kabirdeler, ya da yüzleri buruşmuş kamburları altında iki büklüm olmuş birer harâbeler.
Ey nefsim! Sen kendini seviyor; ama sadece kendini seviyorsun. Kerameti kendinden menkul şeyhler gibi, kendi zatında cazibeli haller bulup kendi kendine aşık oluyorsun. Öyle ki başkalarını sevdiginde, hatta hizmet deyip, hayır deyip başkalarının yardımına koştugunda dahi kendi menfaatin ugruna çalışıyor, sinsi sinsi kendi payına ne düşer diye hesap edip, dolaylı yoldan yine kendine varıyorsun. Kendini destanlara sığmayan bir Leylâ görüyor, kendi zatına aşık oluyorsun. Ama böyle yapmakla aşka zulmediyor, dünyadaki en güzel duygu sevgiye cevr ediyorsun. Bilmez misin, aşk denince bir aşık, bir de ona mukabil gelen maşuk olur. Sevgiden bahsedeceksen onda bir seven, bir de sevilen bulunur. Hem sevenin, hem de sevilenin aynı olması duyulmuş şey; aşığın, ayn-ı maşuk oldugu görüldük iş degildir. Gel bu kara sevdadan vazgeç; sevdanın karasını degil, ak olanını tercih et! Kendinde sevgiye layık gördügün ne güzelligin varsa hepsi Rabb’indendir; sen Rabb’ini sev! Aynaya degil, güzele; gölgeye degil, asla aşık ol!
Ey nefsim! Sen kendinde hiç kusur bulmuyorsun. Kendini hep haklı biliyor, eksigi kusuru semtine dahi yanaştırmıyorsun. Kendini savunmada o denli maharetlisin ki, alenî hatalarını dahi dogru gösteriyor, kimi zaman beni bile haklılıgına ikna ediyorsun; zalimken mazlum, hainken ihanete ugramış gözüküyorsun. Kendini mükemmel bilmişsin; zinhar hatayı kabul etmiyorsun. Halbuki bilmez misin tek kusursuz olan Allah’tır. O’nun haricinde ne varsa, her şey kusurludur, hatalıdır. Şöyle bir bakıver kendine: Yaratılmış olmak, kusura mahkum olmak degil midir? Yere basmak zorunda olmak, hem yere basan, hem de havada uçan kuşlara nispetle bir eksiklik degil midir? Yazın güneşinde yanmak, kışın sogugunda donmak; geceleyin uyuya kalmak, hafızana kaydettigin şeyleri bir zaman sonra unutmak, birer nakîse degil midir? Ey benim gafil nefsim! Kusurunu kabul etmemekle en büyük hatayı işleyen kusurlu nefsim! Gel, geri dön! Yolun çıkmaz yoldur, kendini bil!
Ah nefsim, gafil nefsim! Hayırlar işledim, başarılar elde ettim; görmedin mi nice ümranlar inşa ettim; hele bak bir akranlarıma, onların beceremedigi ne işler hallettim diyorsun.Lakin böyle demekle kendine yazıklar ediyorsun! Bilmezmisin ki hayır vücudidir; iyilik ancak bir varlıgın üzerine müesses olabilir. Sense vucudî degil ademîsin; varlıga degil yokluga yakınsın. Şöyle bir bak kendine: Şu benim bedenim, benden bir parça diye tuttugun elin senin midir?! Konuşuyorum dedigin dilin, bizatihi kendi başına elde ettigin bir sermaye midir?! Sana Allah’ın ihsan ettigi nimetleri sahibine ver de, şöyle kendi varlıgınla bir ortaya çık desem, ne cevap verirsin?! Var olabilmek için ne yaptın, kendini varlık alemine çıkarmak için ne harcadın desem, ne diyebilirsin?! Allah sana bu eli vermeseydi tutamayacak, bu dili ihsan etmeseydi konuşamayacaktın. Allah seni yaratmasaydı sen olmayacaktın. Şimdi nasıl olur da elinle tuttugun hayrı, dilinle konuştugun başarıyı kendin yaptın sayarsın. Ne cesaretle kalkar bunca hayrım var deyip, kendini hayırlı sayarsın! Sen hayırlı degil zararlısın! Sen hayrın sahibi degil, bilakis hırsızısın! Ey nefsim, sen bir mürâisin! Öyleki başkaları tarafindan bilinmek için canını bile verirsin. Bu gösteriş zaafı, bu bilinme arzusu, bu tanınma düşkünlügü, bu konuşulma sevdası sende öyle bir dereceye vardı ki, artık dem ile damar, et ile tırnak gibi oldu. Riya, sana ait bir san’at oldu. Bazen riyanı öyle kılıflıyor, öyle bir pazarlıyorsun ki, beni bile kandırıyor, o muhlisane hallerin altındaki zifiri riyayı bana dahi sezdirmiyorsun. Elde ettigin bir hayrı, ya insanları teşviktir anlatmalıyım diyerek, yada sinsi bir kombinasyonla başkalarına söylettirerek herkese ilan ediyor ve bütün bunların arkasında bir şirk-i hafîyi hemen her gün işliyorsun.
Ey nefsim! Müslümanlıgını satma! Sevdana yalan karıştırma!
Ey nefsim! Ben farklıyım diyorsun. Giyimimle farklıyım, kuşamımla farklıyım; başarılarımla farklıyım, zekâm ile farklıyım; sözümle farklıyım, sohbetimle farklıyım; kısacası ben herkesten ayrıyım diyorsun. İnsanlar içinde insanlardan bir insan olmayı zinhar kabul etmiyorsun. Ne var ki Hz. Adem’den bu güne dek, gelmiş-geçmiş onca insan tekinden biri de sensin, bunu fark edemiyorsun. Kendini saraylara mahsus, tek başına sergilenen kaşıkçı elması biliyorsun, halbuki bir cam küreye doldurulmuş misketlerden birisin, göremiyorsun. Hem bu farklı olma telaşesi de ne! Farklı olmanın meziyet oldugunu sana kim ögretti! Görmez misin Allah’ın yarattıgı varlıklar içerisinde farklı olanlar, ya çift başlı hayvanlar, ya da gördügünde içini kaldıran bir kısım hilkat garibesi mahluklardır. Onun haricinde mahlukatta ittirad vardır; bidüziyelik vardir. Yaratılmışlarda asıl olan farklı olmak degil, birbirine benzer olmaktır. Onun için sen sen ol, başkalarına benzer olmaktan gocunma! Hem gocunsan da para etmez, zira hilkattaki ittirad, sen istedin diye degişmez!
Ey nefsim! Yine gizli gizli hesapçılıga başladın. Sagına soluna göz atıp etrafindakilerden hareketle kendine galibiyetler biçiyorsun. Falancaya göre daha güzelim, filancadan daha zekiyim, bizim muhitte en çok sevilen benim diyorsun. Eşini dostunu, arkadaşını komşunu kendine rakip bilip onlarla boy ölçüşüyorsun. Kendi başına gizli gizli zaferler kazanıyorsun. Bilir misin bu halinle neye benziyorsun? Degnekler üzerine yaslanarak ayakta kalan sakat bir bedene. Aman dikkat et! Degneklerini altından çeken olmasın! Benim gafil nefsim! Talihinde hep güzellikler, iyilikler olsun istiyorsun. Sana ait herşeyin güzel oldugunu düşünüyorsun. Yaptıgın hiç bir işte yanlış görmüyor, hele ufak bir kusur bulunsa, onu muhakkak başkalarından biliyorsun. Hep dogruyu buldugunu, apaçık yanlışın dahi sana ugradıgında bir şekilde bir hayır ve güzellik taşıdıgını düşünüyorsun. Ey nefsim gel, kendini kandırma! Yanlış yanlıştır boşuna uzatma! Kendini daha fazla savunup ta maskara olma! Mert ol! İzzetli ol! Yanlışını itiraf edip dogruyu bul! Karaya ak demekle bir şey degişmiyor; yanlış senden zuhur edince dogru olmuyor! Günahı işleyen sen olunca, ona sevap denmiyor! Ey kendini bilmez nefsim! Sen bütün insanlığın merkezinde kendin var zannediyorsun. Bütün alem seni kâbe bilmiş te herkes seni tavaf ediyor sanıyorsun. İçinde sen olmadın mı hiç bir iş olmaz; sana iltifat edilmedi mi hayra ulaşılmaz; seni yüceltmeyen agızlar bereket bulmaz; sana sorulmadan mümkünü yok netice alınmaz diyorsun. Kendini bütün insanlıgın kalbi kabul ediyorsun. Lakin bu ne iştir ki, şu an dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insanın böyle bir kalpten haberi dahi bulunmuyor! Bir dünya dolusu insan, sen var mısın, yok musun; aç mısın, tok musun hiç bilmeksizin hayatlarını sürdürüp gidiyor, ve hiç kimse de böyle bir cehaletten rahatsızlık duymuyor.
Ey cahil nefsim! Kendini allâme sanıyorsun. Hayat serüveninde kader rahlesinden ders almışım diyorsun. Konuştugun zaman gerdanını büke büke hikmet akçelerini etrafina saçıyorsun. Eh bunca ilim ve tecrübeden sonra da kimi dinlersem dinleyeyim, önce aklımla tartar, tecrübelerimle hesaba vurur öyle kabul ederim diyorsun.
Ey cahil nefsim! Bu sözü sana söyleten ilmin degil, cehaletindir; aklın degil enaniyetindir; tecrübelerin degil toylugundur.
Ey nefsim! Hafizta şey’en ve gâbet anke eşya’: Bir şeyi ezberinde tuttun, lakin bu tarafta nice şeyler senden kayboldu!
Ey nefsim! Yeter üzerime gelme diyorsun! Hayatımı zindan ettin, deyip bagırıyorsun! Bu kadarı da agır geldi; kaldıramam diyorsun. Artık ben de bırakıyorum.. seninle ugraşmaktan ben de yoruldum.
NEFSİM SEN ÖLMEZ MİSİN?
"Ey ölümlü fani nefsim! Elbette bir gün nefesin kesilecek. Hem de hiç ummadığın bir anda, hiç beklemediğin bir yerde. İşte o zaman umutların tükenecek, dünyan kararacak, göz kapakların hiç açılmamak üzere kapanacak, aglaşanları duyamayacak kadar sağırlaşacaksın. Kalbinden hiçbir ses gelmeyecek, nabzın etrafındaki vaveylaya inat, hiç atmayacak. O kibirle, gururla, firavun gibi tozları savurduğun ayaklarının mecali kesilecek, nice günahlar işlediğin ellerin iki yanında mıhlanmış gibi duracaklar. O hain gülüşün ile, hiç solmayacakmıs gibi duran meymenetli yüzün buruşup pörsüyecek ve nühusetli bir eda ve abus bir çehre ile terkedeceksin o çok sevip, uğruna en kıymetlı şeylerini tereddütsüz feda ettiğin dünyanı... Ve terkedileceksin dostların tarafından, küreklerinden atılan toprağın altında bırakılarak! Ne neslin, ne malın, ne canın, ne rütben, ne de dünyevi dostların hiçbir teselli veremeyecekler sana... O dem sesler kesilecek, tek renkli dünyana göç edeceksin! Bağırmak isteyeceksin bağıramayacaksın, pişman olduğunu defalarca haykırmak isteyeceksin, dilin tutulacak... Geri dönmek isteyeceksin, 'Bir kez daha!' diyeceksin. Kapılarn sımsıkı kapalı oldugunu göreceksin. Hıçkıra hıçkıra ağlamak isteyeceksin, gözünden tek damla yaş akmadığını göreceksin. Kendi kendine hayıflanıp, beş para kıymetı olmayacak serzenişlerde bulunacaksın. Habire; sen vardım dedin, yok oldun işte!!... Sen oldum dedin öldün be işte!!... Sen bildim dedin unutuldun iste!!... Gözün varken görmedin, kulağın varken dinlemedin, kalbin varken hissetmedin, aklın varken anlamadın... Şimdi hepsini kaybettin. Sana hizmet eden bütün arzuların; artık senin nankörlüğün, nâkadirşinaslığın, vefasızlığın, emanete hıyanet etmekliğin yüzünden senden şikâyet etmeye başlayacaklar. Ey miskin nefsim! En ufak bir menfaatin için, en habis şeytanlarin ayaklarını öpecek kadar zillete düşüyorsun. Sonsuz ve hakiki bir menfaat için neden başını secdeye götürmekte tereddüt ediyorsun? Hangi cesaretle kullugun izzetini elinin tersiyle itiyorsun? Karanlık ve soğuk cehennem ateşinin seni yakmayacağına dair elinde bir senet mi var? O karacık ve daracık kabre konulmamak için bir taahhüt mü aldın yoksa? Titre nefsim, titre! Titre de kendine gel! Çünkü ölüm gelince titreyemeyeceksin..."
Eyyy nefsim!
Yıllardır beni uyuttun. Hep yarına bıraka, bıraka koca bir ömür heder oldu. Gecelerim; teheccüdsüz, heyecansız, gündüzlerim; semeresiz, başarısız geçti. Acaba yarın, yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında nasıl doldurabileceksin?
Ne zaman beni çevreleyen basitliklere, bağımlılıklara civciv misal küçük bir darbe vurup, hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi karşıma dikildin.
Olmadık desiselerle beni kandırdın..
Kimbilir, içlerinde ne hediyeler saklayan günlerin, ayların ve yılların zarfını açmama bile müsaade etmedin. Hepsi boşa gitti, içlerinde neleeer sakladığını anlayamadan.
Söyler misin, Allah aşkına senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var
Fetih suresini okudun durdun. Bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile yapamadın.Namazla, cenneti takas etmeye çalıştın.Ayetleri birer birer bir teyip gibi ezberledin amma, uyguladıkların hep adetlerin oldu
Bir fikir uğruna hayatı hakir gören Peygamberlerlerin, hayatını uzuuun kış gecelerinde, kıssa niyetiyle okudun. Ama hayatındaki kışları, bir türlü bahara çeviremedin.Çünkü, onları anlayamadın.
Kokularla süslediğin sakalın ruhunu, ruhunla mezcedemedin. Dolayısıyla sakallı çocuk olmaktan da bir türlü kurtulamadın.
Başındaki sarık beyaz kefenin iken, yastığının altında ki ölümü çoook uzaklarda zannettin.Dünyanın oyuncaklarıyla evcilik oynarken, dünyanın elinde, oyuncaklaştığının farkına bile varamadın.
Bir adet haline getirdiğin beş vakit namazın, aynı safta omuz omuza namaz kıldığın kardeşini gıybet etmekten seni kurtaramadı. Kalbine, gözüne, kulağına el ve ayaklarına tutturamadığın oruçların, sadece midene münhasır kaldı.Oruç tuttuğunu zannettin, ama aç kaldığını anlayamadın.
Başına tac ettiğin başörtüsü, sadece başını örtebildi. Başının altındakiler ne yazık ki,başörtüsünden nasibini alamadı.Çünkü başörtüsünü takva örtüsüyle birlikte örtmedin.Gözlerin, kalbin ve duyguların çıplak kaldı.Kendini farkettirebilmek için aynanın karşısında çeşit çeşit kılıklara girdin.Yapmacık gülüşlerle, hırsızlama bakışlarla, başkalarının duygularını çalmaktan utanmadın Ruhunun çığlıklarına bedel sen gülüyordun. Düştüğünü ve düşürdüklerini anlayamadın.Ah ki anlayamadınnn
Aynı camide, birlikte namaz kıldığın kardeşinin fakru zaruretini, görmezden geldin.O, ihtiyaçların pençesinde kıvranırken, sen seyrettin.O, kışların dondurucu soğuklarını kemiklerinde ısıtırken, sen buğulu camların arkasında tesbih çekiyordun.Dünyada cennet kevserlerine denk bir lezzeti, kardeşinin acılarını dindirme lezzetini tadamadın. aldandın..aldandın...
Hani hepimiz mümindik, Hani birimizin ızdırabı hepimizin ızdırabıydı, Hani şarkta bir müminin ayağına diken batsa, garptaki mümin rahatsız olacaktı hani, Hani bir mümin öldüğü zaman sema ve arz onun ölümüne gözyaşı dökerdi hani, Hani mümin yeryüzünün zinetiydi, Hani müminler bir vücudun azaları gibiydi, Hani göz ağrısa bütün vücud, o acıyı, içinde hissedecekti hani,
Hani Hz Ebu Bekirin teslimiyeti, Hani Hz Ömerin destanlaşan adaleti, Hani Hz Osmanın dillerden düşmeyen hayası, Hani Hz Alinin Bahrı Umman gibi ilmi. Hani Abdurrahman gibi zenginler. Hani Ebu Zer gibi fakirler. Hani Ensar-Muhacir gibi kardeşlikte yarışanlar nerede,nerede hani? Anlayamadın, Ne yazık ki, bunları anlayamadın.
Artık anla...Ne Olur anla... Anla ki Cennet ucuz değil. Cehennem luzumsuz değil. Anla ki, Cennete giden yol asfaltla döşenmemiş. Anla ki, bedelini ödemediğin hiç birşeye sahip olamazsın. Anla ki, dünyayı bize bizler zindan ediyoruz.: ihmallerimiz, enaniyetimiz,samimiyetsizliğimiz…
Anla ki, Eyyup gibi Sabır Erbaini doldurmadan, Yusuf gibi yıllarca kuyu diplerinde çile çekmeden. Yakuplar gibi gözlerini hasrete kurban etmeden olmaz.
Anla ki, İsmailler gibi bıçak altına yatmadan, İbrahimler gibi, ya Allah deyip kendini ateşlere atmadan , Sefine-i Nuh gibi, tufanları yara, yara hedeflere gitmeden olmaz.
Anla ki, bir ömür boyu gözyaşlarını Ceyhun edip ümmeti için an be an, dem be dem alın teri döken Hazreti Muhammed (SAV) gibi alınları terletmeden olmaz.
Ve şunu çok iyi anla ki, başkalarının hayata aşık olduğu kadar ölüme aşık olunmadan asla olmaz
KIL BENİ EY NAMAZ...
|
Sabah Namazı
Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere.
Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.
Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin.
Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği,
hatırını saymadığı bir yetimdin.
Hatırla ki,
unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı.
Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi.
Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.
Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere.
Aç kalbini Rabbine.
Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel.
Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol.
Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].
Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti...
Öğle Namazı
Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var!
Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey.
Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak.
Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!
Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda..
Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada.
Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce..
Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...
Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile.
Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır.
Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!
İkindi Namazı
vakit ikindi..
gün ihtiyarladı,
güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi,
ayrılığı söylüyor hece hece...hüzün renkli bulutlar sardı göğü, zevale doğru akıyor ışıklar, devriliyor zaman,
hatırla ki sen de şimdi bir ömrün ikindisine doğru yürüyorsun, tenin soluyor,gözlerinin feri çekiliyor,
yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlanıyorsun, öbür kıyısındasın artık nehrin..
bundan sonra vaadi yok sana zamanın, bundan sonra yeni bir vaadi yok sana hayatın..
yokuş aşağı akıyor kalbin,şimdi vakit ikindi.. kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları,
tutnacak dal arıyor gibisin zamana karşı,
zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde, gün daha kısa geliyor artık..
yemin olsun ki ikindi vaktine hüsrandadır insan şimdi anlıyorsun..
yokuş aşağı akıyorsun dalından kopuyorsun,
hoyrat bir rüzgar artık zaman.. geriye kalan ancak iman,şimdi ikindi vakti,
secdeye koy alnını eğil zamanın sahibinin önünde,ona konuş..
onunla konuş.. fısılda dualarını sonsuzluğa tutun hece hece..
şimdi vakit ikindi, şimdi ikindi namazı vakti..
Akşam Namazı
Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden.
Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor. Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek.
Senin de kıyametin kopacak.
Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin.
Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki,
sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın.
Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet..
Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak.
Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti…
Yatsı Namazı
Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme.
Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan.
Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.
Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın.
Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.
Şimdi gece… Sabaha çok var.Işık uzaklarda.Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine?
Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.
Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla.
Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece,
Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.
Şimdi yatsı zamanı vakti...
|
     

|