ABDULLAH's profileŞÖHRETLİ---->>>SELAMÜN A...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 13

    HAYIRLI GÜNLER ARKADAŞIM

    ImageImageImage

    HAYIRLI GÜNLER ARKADAŞIM

    ImageImageImage

     

     

    AS SALAMA ALEIKUM

     subirimagen.es                                       


    DUA... DUA.. DUA...

     

    DUA... DUA.. DUA...






    Ya rabbi filistinli müslüman kardeşlerimize yardım eyle.İslam ümmetini gaflet uykusundan uyandır.Müslümanlara zulmedenlerin ıslahları mümkün olanlarını ıslah eyle,ıslahları mümkün olmayanları Kahhar ismi şerifinle kahreyle.İsrail askerlerinin içlerine ölüm korkusu düşür.Kahru perişan et.Filistinli müslüman kardeşlerimize görünmeyen askerlerinle yardım eyle.Amin.


    FİLİSTİN HALA YANIYOR...duanızı esirgemeyin...

    January 12

    Gazza'nin Tüm Yetimleri Türkiye'ye Emanet

     

    Gazze'nin Tüm Yetimleri Türkiye'ye Emanet







    Gazze'nin Tüm Yetimleri Türkiye'ye Emanet İHH son İsrail saldırılarında anne veya babasını kaybeden yetim çocukların bakımını üstlenme kararı aldı.

    İHH son İsrail saldırılarında anne veya babasını kaybeden yetim çocuklar ile daha önce ailelerini kaybeden tüm yetimlerin bakımını üstlenme kararı aldı.

    Şimdiye kadar Filistin'de 2500 yetimin bakımını üstlenen İHH Gazze'de yaptığı son inceleme ile yaklaşık 1500 çocuğun daha yetim kaldığını tespit etti. İsrail saldırılarında ve daha önce çeşitli sebeplerle yetim kalmış tüm çocukların barınma, eğitim ve sağlık vs. ihtiyaçları karşılayacak olan İHH Gazze'nin yetimlerini ayrıca sponsor aile sistemine de dahil etti.

    İsteyen aileler aylık 70 Lira ile bağış yaparak bir yetim çocuğa sponsor olabilecekler.

    400 aile, yetimlere sponsor oldu

    Bu arada 400 aile, savaşın ilk gününden itibaren Gazze’deki yetim çocuklara sponsor aile olmak için İHH'ya başvuruda bulundu.

    isra haber

                                      

                       
                          
                     FİLİSTİN HALA YANIYOR...
                      duanızı esirgemeyin...


                           

                            



     

    HAMAS İstanbul'u savunuyor

     
     
     
     
     
     
     
    HAMAS İstanbul'u savunuyor

    Gecen cuma Beyazıt Meydanı'nda gözüme ilişen en anlamlı pankart sanırım şuydu: "Hamas İstanbul'u savunuyor, farkında mısınız?"

    Bu pankart insana neler düşündürmez ki…

    Bir an filmlerdeki patlama efekti ile başlayan geri dönüşler gibi 90 yıl öncesine gittim.

    Hani o 1 milyon 600 bin kayıpla çıktığımız 1914-1918 yılları arasındaki Birinci Dünya Savaşı yıllarına…

    Cephelerdeki şehit sayısına bakar mısınız, ne çok şey anlatıyor;

    Çanakkale: 101.000 (Hasta, Kayıp ve Yaralılarla 253.896)

    Kafkasya: 270.000

    Irak/Körfez: 220.000

    Arabistan/Yemen/Filistin: 280.000

    Mısır/Kanal: 280.000

    Acem: 20.000

    Rumeli: 60.000

    Yani bugün adı "Arap" toprakları konulan cephelerde verdiğimiz şehit, Çanakkale, Kafkasya, Acem ve Rumeli'de verdiğimiz kayıpların iki katı: 770 bin…

    Bu sayının sadece 30 bini 9 Kasım 1917'de düşen Kudüs savunmasında…

    1917 baharında 1. ve 2. Gazze savaşlarında ise İngilizleri iki kez geri püskürtmüşüz.

    Fakat bütün bu direniş ve şehitlere rağmen 1918 sonbaharında Filistin'in tamamen İngiliz işgaline girmesine engel olamamış, Kudüs'ü 400 yıl aradan sonra hüzünle terk etmişiz.

    ***

    Öte yandan…

    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bütün cephelerden Anadolu'ya çekilmiş, burada ise 1919-1922 yılları arasındaki Kurtuluş Savaşı'ında toplam 9 bin 117 şehit vermişiz. (Sabahattin Selek; Anadolu İhtilali, cilt; 1).

    Düşünün…

    Anadolu'da 9 bin iken Rumeli'de 60 bin…

    Anadolu'da 9 bin iken Kafkasya'da 270 bin…

    Anadolu'da 9 bin iken Irak, Filistin, Yemen, Hicaz ve Mısır'da 770 bin insanımızı toprağa gömmüşüz.

    Daha 1911-12 yıllarındaki Trablusgarb (Libya), Adriyatik denizi, Kızıldeniz, boğaz ve Ege adalarındaki savaşlar buna dahil değil…

    Rakamlar işin büyüklüğünü göstermesi bakımından dehşet vericidir.

    Bu rakamlar neyi gösteriyor?

    Sakın "Onlar Osmanlı'ydı biz Cumhuriyetiz" gibi "zevzek" ayrımlar yapmayasınız. O cephelerde Mustafa Kemal'den İsmet İnönü'ye, Enver Paşa'dan Fevzi Çakmak'a hepsi vardı…

    Bu rakamlar, bize, asıl nerede kaybettiğimizi göstermiyor mu?

    ***

    Çünkü…

    Aslında savunulan tek bir ülke, tek bir coğrafya, tek bir aidiyet, tek bir haysiyet!

    Gazze'ye bomba yağdırmakla, İstanbul'a bomba yağdırmak arasında ne fark var? 90 yıllık tarih farkından başka tek bir mantıklı gerekçe söyleyin.

    Bağdat'ı işgal etmekle, Urfa'yı, Antep'i, Maraş'ı işgal etmek arasında ne fark var?

    Medine'yi savunmakla, Kars'ı, Edirne'yi, Kırım'ı, Yemen'i savunmak arasında hiçbir fark yok!

    9 bin Anadolu'ya 270 bin Kafkasya'ya...

    9 bin Anadolu'ya, 770 bin Mısır'a, Irak'a, Hicaz'a, Yemen'e, Filistin'e can gömmüşüz.

    Bunları unutacakmıyız sanıyorlar?

    "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı/ Düşün altında binlerce kefensiz yatanı" derken Akif, nereleri kastediyor dersiniz?

    "Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli/Ebedi yurdumun üstünde benin inlemeli" derken Akif, hangi yurttan bahsediyor sanıyorsunuz? Sadece Edirne ile Kars arasından mı?

    Bu yurt ezeli ve ebedi bir yurttur.

    Bu yurt ontolojik ve kozmik bir yurttur, sınırları yoktur.

    Bu yurt üzerinde ebediyen ezan okunan her yerdir.

    Birbirinden kuvvet alarak; "toprağın ruhundan" ve "kitabın kavlinden" güç olarak her dem yeniden doğar.

    Dün kırmızı beyazdır, bugün yeşil, beyaz, siyah.

    Dün Fahrettin Paşa'dır, bugün İzzettin Kassam.

    Rumeli'den Kafkasya'ya, Anadolu'dan Filistin'e bir aidiyetin, haysiyetin ve varoluşun adıdır.

    BOP değil; Evrensel Adalet ve Barış Yurdu (Daru's-selam) der kitabın kavli buna. (Yunus; 10/25)

    ***

    Bu uyduruk sınırların hepsi bir gün kalkacak!

    Hz. Peygamber'in rüyası gerçekleşecek: Bu koca ülkenin bir ucundan bir ucuna bir kadın yalnız başına yürüyecek ve Allah'tan başka kimseden korkulmadığını görecek!

    Hz. Süleyman'ın hülyası gerçek olacak: Evrensel Adalet ve Barış Yurdu (Daru's-Selam) ilelebet kurulacak!

    Hz. İbrahim'in kuşları toplanacak: Parça parça ayrı tepelerde olsalar bile "Kalkın/birleşin" diye bir ses duyulacak ve hepsi yuvalarına dönecek, birleşecek, yekvucut olacak!

    Enver'in intikamı çetin olacak: İngiliz'in/Rus'un dipçiği bumerang gibi kendi karnını deşecek!

    Cemaleddin'in layihası bedenlenecek: Sinek olsak, vızıltımız, Atlantiği sele boğacak!

    ***

    Cebeli Tarık'tan Orta Asya içlerine, Kırım'dan Yemen'e Namık Kemal'in deyişi ile "Asumani heykeller gibi" sereserpe yerlere serilmiş şu coğrafyayı dolaşın…

    Akif'in tabiriyle ot basmış evler, yıkık damlar, işgaller, feryatlar, acılar, ızdıraplar, üstüne üstlük "gaza namıyla dindaş öldüren biçare dindaşlar" görecekseniz, evet…

    Tarihten çekilmiş bir dünya, rüzgarı dinmiş bir din, yenilmiş bir uygarlık, kalbura dönmüş bir coğrafya, güneşi doğmayan bir gök, yıldızları parıldamayan bir sema görecekseniz, evet…

    İbn Haldun'un tabiriyle üstünden "ümran rüzgarı dönmüş" beldeler, İkbal'in tabiriyle "göç katarları toplanmış" diyarlar görecekseniz, doğru…

    Ama değil mi ki her bir köşesinde şehitler yatıyor ve değil mi ki şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara…

    Değil mi ki ot basmış evlerde mahzun kalsa da… Göç katarları toplanmış diyarlarda mehcur olsa da… Şii mescitlerinden Sunni camilerine bir Kitap hala elden ele dolaşıyor.

    Değil mi ki düşülen yerden bir de bakıyorsun HAMAS'lar doğuyor. Yeni Fahrettin Paşa'lar, Cemaleddinler, Enverler , Akifler, İkballer, Kassamlar, Şeriatiler çıkıyor.

    O zaman ümit var demektir.

    Bu Kitap bir gün üzerimize serilmiş bu ölü toprağını atacak.

    Körler görecek, sağırlar duyacak, çamurdan bir kuş, Allah'ın izni ile üfürünce kanat çırpıp uçacak… Yani Bu Kitap çamurlara batmış bir halkı ayağa kaldıracak, gözlerini açacak, kulaklarının pasını silecek…

    Bu toprak münbit…

    Suyu bol, gübresi sağlam. Sakın kimse çöl, bozkır diye bakmasın.

    Lozan'dan sonra bize 100 yıl lazımdı, o da doluyor.

    Ey işbirlikçi İngiliz uşakları! Ey gerici Arap rejimleri! Ey petrol şeyhi taslakları! Ey HAMAS'ı ezsin diye Siyonistlere ellerini ovuşturarak Bel'am duaları eden entarili saray mollaları! Toprağın altı nasıl kaynayacak, toprağın üstü nasıl gürleyecek, o zaman göreceksiniz.

    Gazze ile İstanbul'un, Diyarbakır'la Kerkük'ün, Kırım'la Yemen'in nasıl görünmez hatlarla birbirine bağlı olduğunu, bunun demiryolu hatlarından daha sağlam örüldüğünü, tek bir ruhun nasıl bedenleneceğini o zaman anlayacaksanız.

    Ne zaman? Kiminle? Nasıl? mı diyorsunuz?

    Heyhat! Göçtü kervan… türküsü mü çığırıyorsunuz?

    "Geldikleri gibi giderler" dedik birazı kurtulmadı mı?

    "Aldıkları gibi verirler" var sırada.

    "Yıktıkları gibi yıkılırlar" var sonra.

    Allah'ın günlerine inanın.

    HAMAS'ın İstanbul'u savunduğunu fark edin önce.

     

       Saygılar, sevgiler..

     
     

      MÜCAHİD ALPEREN ÇELİKTÜRK


    OKUYALIM İNŞALLAH.

     

    okuyalım inşallah

    Ey nefsim, kendi gerçeğinle yüzleşmeye hazır mısın ? Hesaptan önce hesap vermeye ne dersin ? Halkın sevgisini ararken, Allah'ın nefretinden emin misi n? Kendine karşı sadakatini kaybetme... Elest bezmindeki ahd-ü misakını unutma... Ey kendi başına buyruk nefsim! Sevdaların, korkuların, kaygıların ?!Evet biraz açar mısın ? Kalp ritmini zorlayan heyecanlarından bahsetsene ! Hangi limana demir attın ? Göze gireyim derken, gözden düştüğünün farkında değilsin... Övünmek ve saygınlık kazanmak için bu ne hırs? Kendini beğenen nefsim şöyle demen gerekmiyor mu ?
    “RABBİM BENİ BANA BEĞENDİRME.”
    Bilmediklerine “ben bilirim” demekten vazgeçmeyecek misin?Hala “bilmiyorum” demeyi bir nakısa olarak mı göreceksin ? NEFSİM ! Kitab'a karşı neden soğuksun ? Namaza neden ağırsın ? Kardeşlerine niçin mesafelisin ? Aktüaliteye meraklı, Ahiret'e duyarsızsın... Hangi kulvarda geziniyorsun ? Başını almış nereye gidiyorsun ? Ne zaman samimi olacaksın... Riya ile kendine zulmetme... Toplum içinde kıldığın namaz ile yalnız iken kıldığın namaz arasındaki farkı nasıl izah edeceksin ? Nefsim! Rabb'imin “Feveylun” dediğini duymuş olman lazım... Namazında kendine yazık etme... riya bulaşan namazbaşına bela olmasın... Okuduğun Kur-an sana zulmetmesin... Nice Kur-an okuyanlar var ki, Kur-an onlara lanet eder. Bunu biliyorsun. Ey kendine zulmeden nefsim ! Günah işlemekte ne kadar cesursun... Ateşe dayanma gücünü nerden alıyorsun ? Nefsim ebedi ve ezeli düşmanına, şeytana açık veriyorsun... Düşmanını küçümsüyorsun... Nefsim ! Niçin susuyorsun ? Çünkü suçlusun... Haydi itiraf et... Dönsene.. .Gel tevbeye... Ey nefsim hala kendini temize çıkarmaya devam edecek misin ? Oysa Hz. Yusuf Nebi şöyle diyordu: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum.” Yusuf'un yapmadığı tezkiyeyi yapıyorsun. Bak dinle Kur-an ne diyor: “Nefislerinize tezkiye etmeyiniz.” (Necm- 32) Ey nefsim ! Kendini güvende mi hissediyorsun ? Oysa Hz. Muhammed (s.a.v), kızı Fatıma'ya güvence vermemişti... “Kızım Fatıma nefsini ateşten koru, kıyamet günü senin için elimden bir şey gelmez.” Yoksa kimsenin bilmediği güvencelerin mi var ? Hz. Muhammed'in kızına vermediği garantiyi sana veren mi var ? Nefsim topraktan geldiğini unutmuş gibisin... Azrail ile randevunu erteledin mi yoksa ? Ey yaşam hırsı ile sersem hırsım ! Hz. Muhammed'den geriye kalan neydi ? Nefsim ! Mutmain misin ? Samimi misin ? Haydi rabbine dön ! Sen dünmek istemesende dönüş O'nadır... Sen Rabb'inden?Rabb'in senden razımı ? Uyarıya muhtaç nefsim, kendini müstağni görme... Yoksa samimiyetsizliğini gizlemek için mi samimiyet edebiyatı yapıyorsun.?


    EY NEFSİM! HALİS OL Kİ, HALAS BULASIN!..
       
    Ey nefsim!
    Sen kendini genç ve güzel addediyorsun.Gençligine güvenip güzelliginle de övünüyorsun. Lakin görmez misin ki gençligin gidecektir ve gençliginle birlikte güzelligin de sönüp çözülecektir. Dün çocuktun, bu günse yetişkin bir gençsin; yarın gelecek yaşlı olacaksın. Nasıl ki çocukluk çagın yerini gençlige bıraktı, aynen öyle de bu kuvvet çagın yerini zillet yaşına bırakacak. Bilirken bilmez, bu gün etrafina hükmederken yarın kendi bedenine dahi sözünü geçiremez olacaksın. Güzelligini de beş kuruşa sayma; zira 30 sene evvelki dillere destan güzeller, şimdi ya kabirdeler, ya da yüzleri buruşmuş kamburları altında iki büklüm olmuş birer harâbeler.

    Ey nefsim!
    Sen kendini seviyor; ama sadece kendini seviyorsun. Kerameti kendinden menkul şeyhler gibi, kendi zatında cazibeli haller bulup kendi kendine aşık oluyorsun. Öyle ki başkalarını sevdiginde, hatta hizmet deyip, hayır deyip başkalarının yardımına koştugunda dahi kendi menfaatin ugruna çalışıyor, sinsi sinsi kendi payına ne düşer diye hesap edip, dolaylı yoldan yine kendine varıyorsun. Kendini destanlara sığmayan bir Leylâ görüyor, kendi zatına aşık oluyorsun. Ama böyle yapmakla aşka zulmediyor, dünyadaki en güzel duygu sevgiye cevr ediyorsun. Bilmez misin, aşk denince bir aşık, bir de ona mukabil gelen maşuk olur. Sevgiden bahsedeceksen onda bir seven, bir de sevilen bulunur. Hem sevenin, hem de sevilenin aynı olması duyulmuş şey; aşığın, ayn-ı maşuk oldugu görüldük iş degildir. Gel bu kara sevdadan vazgeç; sevdanın karasını degil, ak olanını tercih et! Kendinde sevgiye layık gördügün ne güzelligin varsa hepsi Rabb’indendir; sen Rabb’ini sev!
    Aynaya degil, güzele; gölgeye degil, asla aşık ol!


    Ey nefsim!
    Sen kendinde hiç kusur bulmuyorsun. Kendini hep haklı biliyor, eksigi kusuru semtine dahi yanaştırmıyorsun. Kendini savunmada o denli maharetlisin ki, alenî hatalarını dahi dogru gösteriyor, kimi zaman beni bile haklılıgına ikna ediyorsun; zalimken mazlum, hainken ihanete ugramış gözüküyorsun. Kendini mükemmel bilmişsin; zinhar hatayı kabul etmiyorsun. Halbuki bilmez misin tek kusursuz olan Allah’tır. O’nun haricinde ne varsa, her şey kusurludur, hatalıdır. Şöyle bir bakıver kendine: Yaratılmış olmak, kusura mahkum olmak degil midir? Yere basmak zorunda olmak, hem yere basan, hem de havada uçan kuşlara nispetle bir eksiklik degil midir? Yazın güneşinde yanmak, kışın sogugunda donmak; geceleyin uyuya kalmak, hafızana kaydettigin şeyleri bir zaman sonra unutmak, birer nakîse degil midir? Ey benim gafil nefsim! Kusurunu kabul etmemekle en büyük hatayı işleyen kusurlu nefsim! Gel, geri dön! Yolun çıkmaz yoldur, kendini bil!

    Ah nefsim, gafil nefsim!
    Hayırlar işledim, başarılar elde ettim; görmedin mi nice ümranlar inşa ettim; hele bak bir akranlarıma, onların beceremedigi ne işler hallettim diyorsun.Lakin böyle demekle kendine yazıklar ediyorsun! Bilmezmisin ki hayır vücudidir; iyilik ancak bir varlıgın üzerine müesses olabilir. Sense vucudî degil ademîsin; varlıga degil yokluga yakınsın. Şöyle bir bak kendine: Şu benim bedenim, benden bir parça diye tuttugun elin senin midir?! Konuşuyorum dedigin dilin, bizatihi kendi başına elde ettigin bir sermaye midir?! Sana Allah’ın ihsan ettigi nimetleri sahibine ver de, şöyle kendi varlıgınla bir ortaya çık desem, ne cevap verirsin?! Var olabilmek için ne yaptın, kendini varlık alemine çıkarmak için ne harcadın desem, ne diyebilirsin?! Allah sana bu eli vermeseydi tutamayacak, bu dili ihsan etmeseydi konuşamayacaktın. Allah seni yaratmasaydı sen olmayacaktın. Şimdi nasıl olur da elinle tuttugun hayrı, dilinle konuştugun başarıyı kendin yaptın sayarsın. Ne cesaretle kalkar bunca hayrım var deyip, kendini hayırlı sayarsın! Sen hayırlı degil zararlısın! Sen hayrın sahibi degil, bilakis hırsızısın! Ey nefsim, sen bir mürâisin! Öyleki başkaları tarafindan bilinmek için canını bile verirsin. Bu gösteriş zaafı, bu bilinme arzusu, bu tanınma düşkünlügü, bu konuşulma sevdası sende öyle bir dereceye vardı ki, artık dem ile damar, et ile tırnak gibi oldu. Riya, sana ait bir san’at oldu. Bazen riyanı öyle kılıflıyor, öyle bir pazarlıyorsun ki, beni bile kandırıyor, o muhlisane hallerin altındaki zifiri riyayı bana dahi sezdirmiyorsun. Elde ettigin bir hayrı, ya insanları teşviktir anlatmalıyım diyerek, yada sinsi bir kombinasyonla başkalarına söylettirerek herkese ilan ediyor ve bütün bunların arkasında bir şirk-i hafîyi hemen her gün işliyorsun.


    Ey nefsim!
    Müslümanlıgını satma! Sevdana yalan karıştırma!


    Ey nefsim!
    Ben farklıyım diyorsun. Giyimimle farklıyım, kuşamımla farklıyım; başarılarımla farklıyım, zekâm ile farklıyım; sözümle farklıyım, sohbetimle farklıyım; kısacası ben herkesten ayrıyım diyorsun. İnsanlar içinde insanlardan bir insan olmayı zinhar kabul etmiyorsun. Ne var ki Hz. Adem’den bu güne dek, gelmiş-geçmiş onca insan tekinden biri de sensin, bunu fark edemiyorsun. Kendini saraylara mahsus, tek başına sergilenen kaşıkçı elması biliyorsun, halbuki bir cam küreye doldurulmuş misketlerden birisin, göremiyorsun. Hem bu farklı olma telaşesi de ne! Farklı olmanın meziyet oldugunu sana kim ögretti! Görmez misin Allah’ın yarattıgı varlıklar içerisinde farklı olanlar, ya çift başlı hayvanlar, ya da gördügünde içini kaldıran bir kısım hilkat garibesi mahluklardır. Onun haricinde mahlukatta ittirad vardır; bidüziyelik vardir. Yaratılmışlarda asıl olan farklı olmak degil, birbirine benzer olmaktır. Onun için sen sen ol, başkalarına benzer olmaktan gocunma! Hem gocunsan da para etmez, zira hilkattaki ittirad, sen istedin diye degişmez!


    Ey nefsim!
    Yine gizli gizli hesapçılıga başladın. Sagına soluna göz atıp etrafindakilerden hareketle kendine galibiyetler biçiyorsun. Falancaya göre daha güzelim, filancadan daha zekiyim, bizim muhitte en çok sevilen benim diyorsun. Eşini dostunu, arkadaşını komşunu kendine rakip bilip onlarla boy ölçüşüyorsun. Kendi başına gizli gizli zaferler kazanıyorsun. Bilir misin bu halinle neye benziyorsun? Degnekler üzerine yaslanarak ayakta kalan sakat bir bedene. Aman dikkat et! Degneklerini altından çeken olmasın! Benim gafil nefsim! Talihinde hep güzellikler, iyilikler olsun istiyorsun. Sana ait herşeyin güzel oldugunu düşünüyorsun. Yaptıgın hiç bir işte yanlış görmüyor, hele ufak bir kusur bulunsa, onu muhakkak başkalarından biliyorsun. Hep dogruyu buldugunu, apaçık yanlışın dahi sana ugradıgında bir şekilde bir hayır ve güzellik taşıdıgını düşünüyorsun. Ey nefsim gel, kendini kandırma! Yanlış yanlıştır boşuna uzatma! Kendini daha fazla savunup ta maskara olma! Mert ol! İzzetli ol! Yanlışını itiraf edip dogruyu bul! Karaya ak demekle bir şey degişmiyor; yanlış senden zuhur edince dogru olmuyor! Günahı işleyen sen olunca, ona sevap denmiyor! Ey kendini bilmez nefsim! Sen bütün insanlığın merkezinde kendin var zannediyorsun. Bütün alem seni kâbe bilmiş te herkes seni tavaf ediyor sanıyorsun. İçinde sen olmadın mı hiç bir iş olmaz; sana iltifat edilmedi mi hayra ulaşılmaz; seni yüceltmeyen agızlar bereket bulmaz; sana sorulmadan mümkünü yok netice alınmaz diyorsun. Kendini bütün insanlıgın kalbi kabul ediyorsun. Lakin bu ne iştir ki, şu an dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insanın böyle bir kalpten haberi dahi bulunmuyor! Bir dünya dolusu insan, sen var mısın, yok musun; aç mısın, tok musun hiç bilmeksizin hayatlarını sürdürüp gidiyor, ve hiç kimse de böyle bir cehaletten rahatsızlık duymuyor.

    Ey cahil nefsim!
    Kendini allâme sanıyorsun. Hayat serüveninde kader rahlesinden ders almışım diyorsun. Konuştugun zaman gerdanını büke büke hikmet akçelerini etrafina saçıyorsun. Eh bunca ilim ve tecrübeden sonra da kimi dinlersem dinleyeyim, önce aklımla tartar, tecrübelerimle hesaba vurur öyle kabul ederim diyorsun.

    Ey cahil nefsim!
    Bu sözü sana söyleten ilmin degil, cehaletindir; aklın degil enaniyetindir;
    tecrübelerin degil toylugundur.

    Ey nefsim!
    Hafizta şey’en ve gâbet anke eşya’: Bir şeyi ezberinde tuttun, lakin bu tarafta nice şeyler senden kayboldu!

    Ey nefsim!
    Yeter üzerime gelme diyorsun! Hayatımı zindan ettin, deyip bagırıyorsun! Bu kadarı da agır geldi; kaldıramam diyorsun. Artık ben de bırakıyorum.. seninle ugraşmaktan ben de yoruldum.


     

    .

    NEFSİM SEN ÖLMEZ MİSİN?Üzgün
     


    "Ey ölümlü fani nefsim!
    Elbette bir gün nefesin kesilecek.
    Hem de hiç ummadığın bir anda, hiç beklemediğin bir yerde.
    İşte o zaman umutların tükenecek, dünyan kararacak, göz kapakların hiç açılmamak üzere kapanacak, aglaşanları duyamayacak kadar sağırlaşacaksın.
    Kalbinden hiçbir ses gelmeyecek, nabzın etrafındaki vaveylaya inat, hiç atmayacak.
    O kibirle, gururla, firavun gibi tozları savurduğun ayaklarının mecali kesilecek, nice günahlar işlediğin ellerin iki yanında mıhlanmış gibi duracaklar.
    O hain gülüşün ile, hiç solmayacakmıs gibi duran meymenetli yüzün buruşup pörsüyecek ve nühusetli bir eda ve abus bir çehre ile terkedeceksin o çok sevip, uğruna en kıymetlı şeylerini tereddütsüz feda ettiğin dünyanı...
    Ve terkedileceksin dostların tarafından, küreklerinden atılan toprağın altında bırakılarak!
    Ne neslin, ne malın, ne canın, ne rütben, ne de dünyevi dostların hiçbir teselli veremeyecekler sana...
    O dem sesler kesilecek, tek renkli dünyana göç edeceksin!
    Bağırmak isteyeceksin bağıramayacaksın, pişman olduğunu defalarca haykırmak isteyeceksin, dilin tutulacak...
    Geri dönmek isteyeceksin, 'Bir kez daha!' diyeceksin.
    Kapılarn sımsıkı kapalı oldugunu göreceksin.
    Hıçkıra hıçkıra ağlamak isteyeceksin, gözünden tek damla yaş akmadığını göreceksin.
    Kendi kendine hayıflanıp, beş para kıymetı olmayacak serzenişlerde bulunacaksın.
    Habire; sen vardım dedin, yok oldun işte!!...
    Sen oldum dedin öldün be işte!!...
    Sen bildim dedin unutuldun iste!!...
    Gözün varken görmedin, kulağın varken dinlemedin, kalbin varken hissetmedin, aklın varken anlamadın...
    Şimdi hepsini kaybettin.
    Sana hizmet eden bütün arzuların; artık senin nankörlüğün, nâkadirşinaslığın, vefasızlığın, emanete hıyanet etmekliğin yüzünden senden şikâyet etmeye başlayacaklar.
    Ey miskin nefsim!
    En ufak bir menfaatin için, en habis şeytanlarin ayaklarını öpecek kadar zillete düşüyorsun.
    Sonsuz ve hakiki bir menfaat için neden başını secdeye götürmekte tereddüt ediyorsun?
    Hangi cesaretle kullugun izzetini elinin tersiyle itiyorsun?
    Karanlık ve soğuk cehennem ateşinin seni yakmayacağına dair elinde bir senet mi var?
    O karacık ve daracık kabre konulmamak için bir taahhüt mü aldın yoksa?
    Titre nefsim, titre!
    Titre de kendine gel!
    Çünkü ölüm gelince titreyemeyeceksin..."

     
     
    Eyyy nefsim!

    Yıllardır beni uyuttun. Hep yarına bıraka, bıraka koca bir ömür heder oldu. Gecelerim; teheccüdsüz, heyecansız, gündüzlerim; semeresiz, başarısız geçti. Acaba yarın, yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında nasıl doldurabileceksin?

    Ne zaman beni çevreleyen basitliklere, bağımlılıklara civciv misal küçük bir darbe vurup, hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi karşıma dikildin.

    Olmadık desiselerle beni kandırdın..

    Kimbilir, içlerinde ne hediyeler saklayan günlerin, ayların ve yılların zarfını açmama bile müsaade etmedin. Hepsi boşa gitti, içlerinde neleeer sakladığını anlayamadan.

    Söyler misin, Allah aşkına senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var

    Fetih suresini okudun durdun. Bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile yapamadın.Namazla, cenneti takas etmeye çalıştın.Ayetleri birer birer bir teyip gibi ezberledin amma, uyguladıkların hep adetlerin oldu

    Bir fikir uğruna hayatı hakir gören Peygamberlerlerin, hayatını uzuuun kış gecelerinde, kıssa niyetiyle okudun. Ama hayatındaki kışları, bir türlü bahara çeviremedin.Çünkü, onları anlayamadın.

    Kokularla süslediğin sakalın ruhunu, ruhunla mezcedemedin. Dolayısıyla sakallı çocuk olmaktan da bir türlü kurtulamadın.

    Başındaki sarık beyaz kefenin iken, yastığının altında ki ölümü çoook uzaklarda zannettin.Dünyanın oyuncaklarıyla evcilik oynarken, dünyanın elinde, oyuncaklaştığının farkına bile varamadın.

    Bir adet haline getirdiğin beş vakit namazın, aynı safta omuz omuza namaz kıldığın kardeşini gıybet etmekten seni kurtaramadı. Kalbine, gözüne, kulağına el ve ayaklarına tutturamadığın oruçların, sadece midene münhasır kaldı.Oruç tuttuğunu zannettin, ama aç kaldığını anlayamadın.

    Başına tac ettiğin başörtüsü, sadece başını örtebildi. Başının altındakiler ne yazık ki,başörtüsünden nasibini alamadı.Çünkü başörtüsünü takva örtüsüyle birlikte örtmedin.Gözlerin, kalbin ve duyguların çıplak kaldı.Kendini farkettirebilmek için aynanın karşısında çeşit çeşit kılıklara girdin.Yapmacık gülüşlerle, hırsızlama bakışlarla, başkalarının duygularını çalmaktan utanmadın Ruhunun çığlıklarına bedel sen gülüyordun. Düştüğünü ve düşürdüklerini anlayamadın.Ah ki anlayamadınnn

    Aynı camide, birlikte namaz kıldığın kardeşinin fakru zaruretini, görmezden geldin.O, ihtiyaçların pençesinde kıvranırken, sen seyrettin.O, kışların dondurucu soğuklarını kemiklerinde ısıtırken, sen buğulu camların arkasında tesbih çekiyordun.Dünyada cennet kevserlerine denk bir lezzeti, kardeşinin acılarını dindirme lezzetini tadamadın.
    aldandın..aldandın...

    Hani hepimiz mümindik,
    Hani birimizin ızdırabı hepimizin ızdırabıydı,
    Hani şarkta bir müminin ayağına diken batsa, garptaki mümin rahatsız olacaktı hani,
    Hani bir mümin öldüğü zaman sema ve arz onun ölümüne gözyaşı dökerdi hani,
    Hani mümin yeryüzünün zinetiydi,
    Hani müminler bir vücudun azaları gibiydi,
    Hani göz ağrısa bütün vücud, o acıyı, içinde hissedecekti hani,

    Hani Hz Ebu Bekirin teslimiyeti,
    Hani Hz Ömerin destanlaşan adaleti,
    Hani Hz Osmanın dillerden düşmeyen hayası,
    Hani Hz Alinin Bahrı Umman gibi ilmi.
    Hani Abdurrahman gibi zenginler.
    Hani Ebu Zer gibi fakirler.
    Hani Ensar-Muhacir gibi kardeşlikte yarışanlar nerede,nerede hani?
    Anlayamadın, Ne yazık ki, bunları anlayamadın.

    Artık anla...Ne Olur anla...
    Anla ki Cennet ucuz değil. Cehennem luzumsuz değil.
    Anla ki, Cennete giden yol asfaltla döşenmemiş.
    Anla ki, bedelini ödemediğin hiç birşeye sahip olamazsın.
    Anla ki, dünyayı bize bizler zindan ediyoruz.: ihmallerimiz, enaniyetimiz,samimiyetsizliğimiz…

    Anla ki, Eyyup gibi Sabır Erbaini doldurmadan,
    Yusuf gibi yıllarca kuyu diplerinde çile çekmeden.
    Yakuplar gibi gözlerini hasrete kurban etmeden olmaz.

    Anla ki, İsmailler gibi bıçak altına yatmadan,
    İbrahimler gibi, ya Allah deyip kendini ateşlere atmadan ,
    Sefine-i Nuh gibi, tufanları yara, yara hedeflere gitmeden olmaz.

    Anla ki, bir ömür boyu gözyaşlarını Ceyhun edip ümmeti için an be an, dem be dem alın teri döken Hazreti Muhammed (SAV) gibi alınları terletmeden olmaz.

    Ve şunu çok iyi anla ki, başkalarının hayata aşık olduğu kadar ölüme aşık olunmadan asla olmaz

    NAMAZ.

     

    namaz

     

    KIL BENİ EY NAMAZ...

     

     

     

     

    Sabah Namazı

     

    Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere.

     Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.

    Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin.

    Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği,

     hatırını saymadığı bir yetimdin.

    Hatırla ki,

    unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı.

    Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi.

    Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.

    Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere.

    Aç kalbini Rabbine.

    Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel.

    Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol.

    Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].

    Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti...

     

    Öğle Namazı

     

    Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var!

    Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey.

    Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak.

     Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!

    Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda..

    Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada.

    Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce..

    Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...

    Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile.

    Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır.

    Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!

     

    İkindi Namazı 

     

    vakit ikindi..

    gün ihtiyarladı,

    güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi,

     ayrılığı söylüyor hece hece...hüzün renkli bulutlar sardı göğü, zevale doğru akıyor ışıklar, devriliyor zaman,

    hatırla ki sen de şimdi bir ömrün ikindisine doğru yürüyorsun, tenin soluyor,gözlerinin feri çekiliyor,

    yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlanıyorsun, öbür kıyısındasın artık nehrin..

     bundan sonra vaadi yok sana zamanın, bundan sonra yeni bir vaadi yok sana hayatın..

     yokuş aşağı akıyor kalbin,şimdi vakit ikindi.. kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları,

     tutnacak dal arıyor gibisin zamana karşı,

     zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde, gün daha kısa geliyor artık..

    yemin olsun ki ikindi vaktine hüsrandadır insan şimdi anlıyorsun..

    yokuş aşağı akıyorsun dalından kopuyorsun,

    hoyrat bir rüzgar artık zaman.. geriye kalan ancak iman,şimdi ikindi vakti,

    secdeye koy alnını eğil zamanın sahibinin önünde,ona konuş..

    onunla konuş.. fısılda dualarını sonsuzluğa tutun hece hece..

    şimdi vakit ikindi, şimdi ikindi namazı vakti..

     

    Akşam Namazı

     

    Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden.

    Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.
    Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek.

     Senin de kıyametin kopacak.

    Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin.

    Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki,

    sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın.

    Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet..

    Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak.

    Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti…

     

    Yatsı Namazı

     

    Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme.

    Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan.

    Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.

    Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın.

    Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.

    Şimdi gece… Sabaha çok var.Işık uzaklarda.Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine?

    Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.

    Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla.

    Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece,

    Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.

    Şimdi yatsı zamanı vakti...

     

     

     

     

     

    _stersen.jpg

    November 11

    CEHENNEM BUZ TUTUNCAYA KADAR SEVECEĞİM : ) ) )

    ♥ Ona kalbimi verdim saklasin diye, salak buzdolabina koymus bozulmasin diye.

    ♥ Askim seni seviyorum! Ama parayi daha cok... Lakin paranin ne onemi var, muhim olan miktari!

    ♥ Sana sarilmayi o kadar cok seviyorum ki. Cunku o sirada yuzune bakmam gerekmiyor.
     
    ♥ Sen likor gibi tatli, tekila gibi carpici, viski gibi asil, konyak gibi sicak, sampanya gibi ozel, sarap gibi tutkulu, malibu gibi egzotik, kokteyl gibi muhtesemsin.

    ♥ Kalbimde yasiyorsun ama kirani vermiyorsun. Not: Ev sahibi en kisa zamanda onunla evlenmezsen seni kapi disari edecekmis.

    ♥ Eline almis bir cicek sevecek sevmeyecek. Ah, koca sersem cicek nerden bilecek.

    ♥ Deprem gibi girdin gonlume, fay hatti cizdin beynime, enkazlar biraktin kalbimde, arkçilar hala devam etmekte.
     
    ♥ Bataryasi zayif hayallerimizin kapsama alani disinda kalan kesimlerine sebeke hatasi nedeniyle ulasamadik simdi yuregimde full ceken hattimla seni seviyorum.

    ♥ Bunu iyi belle Cehennem buz tutuncaya kadar seni sevecegim.
     

    ANANA SAHİP ÇIK YADAYSA SIK KAFANA GİTSİN.

    HER GÜNÜM CENAZE HER GÜNÜM ŞEHiT

    BUNLARIN SEBEBİ BİR İT OĞLU İT

    UYAN TÜRK EVLADI UYUMA UYAN

    OTUZ KUPONA ALINMADI BU VATAN



    Bugün Türk Bayragini Yakarak,
    Vatanima Göz Dikerek
    Mehmetcigime ates ederek
    mutlu olacaklarini sanan
    Gafillere, Terröristlere ve Nankörlere
    sadece
    üc Kelimelik bir Mesajimiz var:
    Unutmam, Unutturmam
    AFFETMEM !!!  
     

     

      

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us