ABDULLAH's profileŞÖHRETLİ---->>>SELAMÜN A...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 13

    GENÇLİĞE HİTAB EDİLİYOR.

    GENÇLİĞE HİTABE...

     

     

     

    Image and video hosting by TinyPic 

    Seni de vururlar bir gün ey acı
    Uçuşup durduğun kanatlarından
    Sazın sözün türkülerin tükenir
    Ellerin koynunda kalakalırsın

    Şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
    Gül açan yüzlerimizde
    Göğeriyor rengin senin de

    Biz seni
    Tâ eskilerden tanırız
    Hani göğüslerimize taş olur inerdin
    Avuçlarımızda hira dağıydın

    Al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
    Akdeniz rüzgarlarına karışan sendin

    Biliyorum
    Hiçbir tarih yazmayacak
    Ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
    Göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize
    Mitralyözlerin washingtondan ayarlandığını

    Seni de yakarlar bir gün ey acı
    Bir taptuk kul gözlerinden vurursa
    Parmakların eğri ağaç tutamaz
    Çığlıkların çağlar aşar duymazsın

    Ve ben biliyorum
    Örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı

    Ve İbrahimin baltasını
    Ben biliyorum

    Nereden başladı bu kesik dans
    Ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
    İnsanlar kim?

    Kim kimin yanında
    Kim kimin karşısında

    Meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

    Üsküdar kız lisesinde okuyan genç kız
    Çantasında kimin fotoğrafını taşıyor

    Kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
    Neden gülüyorlar ki

    Seni de vururlar bir gün ey acı
    Filistinde sapan taşlı çocuklar
    Dalın, kolun, fidelerin, budanır
    Kuru bir kütükle kalakalırsın

    Öyle bakmayın balkonlarınızdan
    Fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
    Damarlarımızı yırtıyor
    Tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
    Pompalıyor yüreğime

    Pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
    Çeçenyada yiğitler
    İnancın, emeğin ve aşkın
    Kılcal damarlarına ulanıp sustular...
    Ve ne Bağdattan
    Ne Şamdan
    Ne Mekkeden
    Ne Diyarıbekirden
    Ne istanbuldan
    Ne Buharadan
    Bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
    Duymuyor

    Seni de vururlar bir gün ey acı
    Halepçede soldurulmuş gül gibi
    Bu sevdaya düşsen sen de yanarsın
    Suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

    Ve siz
    Ey analar,
    Siz, gecelerinizi böler çocuklarınıza ninniler
    Söylerdiniz

    Hani siz, fatihler doğururdunuz...

    Gelin-kızların giysileri kirletildi
    Çocuklar hep yetim kalıyor

    "Elem yecidke yetimen feava"

    Ve ben biliyorum
    Ben biliyorum
    İstanbulun
    Bağdatın
    Diyarıbekirin
    Mekkenin
    Birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü sonra
    Ey insan
    Ey insanlık
    Ayağa kalk

    Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
    Boyunları gövdesinden ayrılmış insanları
    Gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
    Çocukları

    Gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
    Ve bir gün
    Bu dünya
    Gül bahçesine dönecek
    Bunu böylece bilin ve
    Unutmayın

    GRUP GENC

     
     

       

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

      

     



    GENÇLİĞE HİTABE...


    Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
    "Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!"

    şuurunda bir gençlik...
    Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre...
    Birincisi iki buçuk asır...

     Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır...

     Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet..
    Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında

    "belhümadal - hayvandan aşağı"

    dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına esaret...
    Ya dördüncüsü ?... Son yarım asır!..

    İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,

     madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında

    ebedi helake mahkumiyet...

     İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...

    Bunları,yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık,

    çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür

    diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...

     Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni

     bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
    Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle

    bütün "dikey"leri "ya tay" hale getirecek bir çığlık kopararak

    "mukaddes emaneti ne yaptınız?"

    diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
    Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin,

    kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
    Halka değil, Hakka inanan,

     meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır"

     düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan

    ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
    Emekçiye "Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar

     sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.!

    Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla,

    kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan

     daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta

    başı boş bırakılamazsın!" diyecek...
    Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini

    kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça

    serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek...
    Kökü ezelde ve dalıi ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine,

    diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
    Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan

    ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa

    çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı,

    Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı

    adamında bulduğunu sandığı şeyi,

    o mübarek oluş sırrını,her sistem ve mez hebe ortada

     ne kadar illet varsa devasının

     ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,

    İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,

     İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
    "Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan

    fert fert "ben varım!" cevabını verici,

     her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!"

    fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik...
    Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi

    cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule,

    stratejiye uygun bir gençlik...
    Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta,

    ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin;

    ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırdetmekte

    kuyumcu ustası bir gençlik...
    Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü,

    yalancı ders kitabı,dema gog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri,

     muzahrafat kanalı sokağı,takma diş fabrikası,

     fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi,

    temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek

    bütün cemiyet müesseselerinden

    aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek,

    kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar

    nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı

    içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
    Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa,

    gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini

     beğenmeyecek, onlara "siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş

    marka müslümanlarısınız !

    Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden

    hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek

     müslümanlığın "na sıl" ını ve "ne idüğü" nü

    her haliyle gösterecek bir gençlik...
    Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,

    hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle

     manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak,

    ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak

     tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur

    farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir genç lik...
    İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.

    Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır,

    devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime

    ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve

    zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında,

    uykusuz,su suz, ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür

     Allaha hamd etme makamındayım.
    Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur:
    Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken,

     Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da

    gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!

    Allahın selâmı üzerine oIsun...

    Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
    Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..

     

    Necip Fazıl KISAKÜREK

     

     




      

     

    Comments

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://serseri681984.spaces.live.com/blog/cns!ED63CC2A801F1B16!1644.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None