January 20

     
   
         
    
SeNi öMrüM BoyunCa SeVeCeGiMe YeMiN EDe BiLiRiM.
SeNi SeViYoRuM DemeK KaLBeN TiTReMeKTiR.
Renault
|
Üretildiği ülke: Fransa, Türkiye; Bursa

| Üretildiği ülke: Fransa
Kurucusu: Louis Renault
İsmi Nereden Geliyor: Kurucusunun soy ismi
Amblemin Anlamı: Kübist baklava şekli. Renault baklava şeklinin bulunuşu 30’lu yıllara dayanıyor. Amblem klasik ve durgun şekli ile geleceği simgeliyor. 1992 yılında küçük değişiklerle, şu an bütün Renault’larda kullanılan yeni bir tasarım yapıldı
Renault, Fransız araç üreticisi. Otomobil, kamyon, traktör, tank, tren, uçak, motosiklet, bisiklet, otobüs gibi birçok farklı boyda araç üretir. Ülkemizde de büyük yatırımı vardır. Bursa'da kurulu bulunan Oyak-Renault ortaklığındaki fabrika yılda binlerce araç üretir. Bursa'daki fabrika Mudanya Yolu üzerinde kurulmuştur. İşletmede 5000 den fazla işçi çalışır
Kuruluş Hikayesi Louis Renault 1877 Paris doğumlu bir beyzadedir. Babası iyi kazanan bir yün taciridir, çocuklarını hoşça tutar. Onlara diğer babalar gibi Latince, Yunanca ve gramer dayatmaz. Meslek seçimini kendilerine bırakır, istediklerini önlerine koyar. Louis makine hastasıdır, düşünün henüz 5 yaşındayken arkadaşlarından duyduğu lokomotifi görmek için İstasyona koşar. Buhar kazanını, pistonları, bacaları, çözmeye kalkar. 15 yaşında bir öğrenciyken motorlu vesaitlere merak salar, hatta harçlığından artırdığı paralarla 0.75 beygir gücünde De Dion Bouton marka bir araba alır, sağını solunu sökmeye başlar.
Kont Albert De Dion ve ortağı Çilingir Georges Bouton’un imal ettiği bu arabalar faytondan bozma “yamalı bohça”dırlar. Adı geçen ikili otomobilleri mümkün mertebe ucuza mal edip amelesinden senatörüne kadar herkese satmayı planlar. Ancak bu hayalleri hakikat olmaz, umduklarını bulamazlar. Genç Louis’in henüz araba imal etmek gibi bir fikri yoktur, otomobilini Paris yakınlarında (Billancourt’daki) eski bir garaja atar. Kardeşleriyle baş başa verir, amatör heyecanlarla “bunu nasıl geliştirmeli” diye kafa yorarlar.
Louis bu arabayı adeta yeniden imal eder, bir sürü ilaveler yapar. Ve Renault’un ilk minik otomobili “Voiturette” ortaya çıkar. Bu araç 3 ileri ve 1 geri vitesli mekanik dişlisiyle yeni bir çığır açar. Üstelik motordaki gücü kayış ve zincirle değil sabit bir mil (şaft) aracılığı ile doğrudan doğruya arka dingile aktarırlar. Araç daha verimli olur ve sessizliği ile dikkat toplar. 24 Aralık 1898’de sokakları harmanlamaya başlayan Voiturette hemcinsleri gibi sadece düzde gitmez, % 13 eğimli yokuşları rahatlıkla çıkar.
Louis daha güçlü ve daha devirli motorlar için uğraştığı günlerde jeneratör sistemlerine de el atar, getirdiği yeniliklerle adeta devrim yapar. Düşünün henüz 21 yaşında iken (1898) kardeşleri Fernand ve Marcel’i peşine takar, “Renault Freres” şirketini kurar.
1899 yılında Paris-Trouville arasında bir yarış düzenlenir ki mesafe 170 kilometreyi aşar. Renault’lar yaptıkları özel otomobille yarışı rahat kazanırlar. Bu zafer üzerine kapısını çalanlar artar, yağmur gibi sipariş yağar. Babaları onlara 8 bin İngiliz sterlini sermaye verir, ki ilk ivme için bu para yeter de artar.
Louis Renault asla “tamam şimdi oldu” demez, daima “daha mükemmeli” arar. Nitekim kapalı karoseri olan ilk aracı da o yapar. Genç girişimci daha o yılın sonunda Billancourt’daki garajı fabrikaya çevirir ve tam 110 kişi çalıştırmaya başlar. Ahbap çavuşlar, ertesi yıl geliştirdikleri spor arabayla (E modeli) Paris-Bordeaux ve Paris-Berlin yarışlarını kazanır, adeta şov yaparlar. İki silindirli “H” modelinin (1902) ardından, dört silindirli “K” modeliyle Paris-Viyana yarışında zafere koşarlar. Ancak 1903 Paris-Madrid yarışında kaza yapar, Marcel’i toprağa bırakırlar, bir süre sonra Fernand da gözlerini hayata yumar.
Louis kalır mı bir başına, evet güç kaybeder ama aklındaki uçuk hamleleri de bu yıllarda yapar. Mesela işi gücü bırakıp Parisli faytonculara oynar, hayatı boyunca kamçı sallayan adamlara “atsız araba” satar. Arabacı takımı babadan kalma emektarları elden çıkarır, Renault’nun iki silindirli arabalarından alırlar. Louis böylesi rüzgârları iyi yakalar ve yelkenini rüzgâra göre açar. Talep katlana katlana artınca seri üretime geçer ve işçilerini ihtisas sahibi yapmaya bakar. Biri yalnız boya, öbürü sadece döşeme üzerinde derinleşir, işlerinde “uzman” olurlar. Renault, kuruluşundan 9 yıl sonra New York, Londra ve Berlin’de şubeler açar, derken gemi ve uçak motorları üretmeye başlar.
İşte bu yıllarda kardeşlerinin eksikliğini yaman hisseder, Marcel ve Fernand’ı çok arar. Zira artık sadece imalatı değil, pazarlama ve muhasebeyi de ondan sorarlar. Ama onun önceliği iyi bir arabadır, nitekim ilk amortisörü, ilk soldan direksiyonu, ilk servo freni kullanıp rakiplerine fark atar. Ambulanslar, kamyonetler, itfaiye araçları yapar. Renault’nun baklava dilimini andıran logosu küçük ve basit otomobillerden, resmi erkana satılan lüks limuzinlere kadar birçok modelin alnında parlar. Gün gelir (1914) “Societe des Automobiles Renault” 4 bin 400 işçisiyle bir sanayi devi olur, bundan dört yıl sonra da (1918) çalışanların sayısı 22 bini aşar January 13

|
|

Birinci Söz Besmelei şerif
BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle.
Şöyle ki: bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin—tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte, böyle bir seyahat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur. mütevazii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse, der: “Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def olur gider, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
 İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.
 Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsizkudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder, hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevcudatlisan-ı hâl ile “Bismillâh” der. Öyle mi?
 Evet. Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de, herşey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
Herbir bostan “Bismillâh” der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelifleziztaamlar, içinde beraber pişiriliyor.
 Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der, rahmetfeyzinden birer süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzaknamına en latîf, en nazif, âb ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.
Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert taş ve toprağı deler, geçer. “ALLAH namına, Rahmânnamına” der; herşey ona muhassar olur.
 Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletleintişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi فَقُلْناَ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı يَا نَارُ كُونِى بَرْداً وَسَلاَماً âyetini okuyorlar.
 Madem herşey mânen “Bismillâh” der; ALLAH namına, ALLAH’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. ALLAH namına vermeliyiz, ALLAH namına almalıyız. Öyle ise, ALLAH namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.
 SUAL: tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan ALLAH ne fiyat istiyor?
ELCEVAP: Evet, o mün’im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.
Başta “Bismillâh” zikirdir. Âhirde “elhamdü lillâh” şükürdür. Ortada, bu kıymettarharika-i san’at olan nimetler Ehad, Samed’in mucize-i kudreti ve hediye i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmekfikirdir.
Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zahirîmün’imleri medih ve muhabbet edip mün’im-i Hakikîyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen, ALLAH namına ver, ALLAH namına al, ALLAH namına başla, ALLAH namına işle, vesselâm.

İnsanların çoğu kıymetli değerli taşlar gibidir. Bütün güzelliklerinin ve parlaklıklarının meydana çıkması için
daha iyi insanlarla bir araya gelip cilalanmaları gerekir. (
&
| |
Seni de vururlar bir gün ey acı Uçuşup durduğun kanatlarından Sazın sözün türkülerin tükenir Ellerin koynunda kalakalırsın
Şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı Gül açan yüzlerimizde Göğeriyor rengin senin de
Biz seni Tâ eskilerden tanırız Hani göğüslerimize taş olur inerdin Avuçlarımızda hira dağıydın
Al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde Akdeniz rüzgarlarına karışan sendin
Biliyorum Hiçbir tarih yazmayacak Ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda Göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize Mitralyözlerin washingtondan ayarlandığını
Seni de yakarlar bir gün ey acı Bir taptuk kul gözlerinden vurursa Parmakların eğri ağaç tutamaz Çığlıkların çağlar aşar duymazsın
Ve ben biliyorum Örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı
Ve İbrahimin baltasını Ben biliyorum
Nereden başladı bu kesik dans Ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü İnsanlar kim?
Kim kimin yanında Kim kimin karşısında
Meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim
Üsküdar kız lisesinde okuyan genç kız Çantasında kimin fotoğrafını taşıyor
Kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar Neden gülüyorlar ki
Seni de vururlar bir gün ey acı Filistinde sapan taşlı çocuklar Dalın, kolun, fidelerin, budanır Kuru bir kütükle kalakalırsın
Öyle bakmayın balkonlarınızdan Fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu, Damarlarımızı yırtıyor Tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları Pompalıyor yüreğime
Pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken, Çeçenyada yiğitler İnancın, emeğin ve aşkın Kılcal damarlarına ulanıp sustular... Ve ne Bağdattan Ne Şamdan Ne Mekkeden Ne Diyarıbekirden Ne istanbuldan Ne Buharadan Bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi Duymuyor
Seni de vururlar bir gün ey acı Halepçede soldurulmuş gül gibi Bu sevdaya düşsen sen de yanarsın Suskun, sıcak, uzun yaz geceleri
Ve siz Ey analar, Siz, gecelerinizi böler çocuklarınıza ninniler Söylerdiniz
Hani siz, fatihler doğururdunuz...
Gelin-kızların giysileri kirletildi Çocuklar hep yetim kalıyor
"Elem yecidke yetimen feava"
Ve ben biliyorum Ben biliyorum İstanbulun Bağdatın Diyarıbekirin Mekkenin Birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü sonra Ey insan Ey insanlık Ayağa kalk
Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları Boyunları gövdesinden ayrılmış insanları Gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu Çocukları
Gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin Ve bir gün Bu dünya Gül bahçesine dönecek Bunu böylece bilin ve Unutmayın
GRUP GENC


GENÇLİĞE HİTABE...
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... "Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!"
şuurunda bir gençlik... Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır...
Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır...
Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet.. Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında
"belhümadal - hayvandan aşağı"
dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü ?... Son yarım asır!..
İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,
madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında
ebedi helake mahkumiyet...
İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...
Bunları,yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık,
çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür
diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...
Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni
bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik... Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle
bütün "dikey"leri "ya tay" hale getirecek bir çığlık kopararak
"mukaddes emaneti ne yaptınız?"
diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin,
kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik... Halka değil, Hakka inanan,
meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır"
düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan
ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik... Emekçiye "Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar
sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.!
Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla,
kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan
daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta
başı boş bırakılamazsın!" diyecek... Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini
kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça
serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalıi ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine,
diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik... Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan
ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa
çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı,
Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı
adamında bulduğunu sandığı şeyi,
o mübarek oluş sırrını,her sistem ve mez hebe ortada
ne kadar illet varsa devasının
ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,
İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,
İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik... "Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan
fert fert "ben varım!" cevabını verici,
her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!"
fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik... Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi
cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule,
stratejiye uygun bir gençlik... Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta,
ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin;
ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırdetmekte
kuyumcu ustası bir gençlik... Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü,
yalancı ders kitabı,dema gog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri,
muzahrafat kanalı sokağı,takma diş fabrikası,
fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi,
temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek
bütün cemiyet müesseselerinden
aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek,
kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar
nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı
içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik... Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa,
gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini
beğenmeyecek, onlara "siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş
marka müslümanlarısınız !
Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden
hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek
müslümanlığın "na sıl" ını ve "ne idüğü" nü
her haliyle gösterecek bir gençlik... Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,
hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle
manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak,
ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak
tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur
farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir genç lik... İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.
Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır,
devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime
ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve
zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında,
uykusuz,su suz, ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür
Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken,
Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da
gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!
Allahın selâmı üzerine oIsun...
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes! Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..
Necip Fazıl KISAKÜREK

|
|

Sizi örtünmeye çağırıyoruz!
Sizi tesettüre bürünmeye davet ediyoruz!
Sizi tepeden tırnağa güzelce kapanmaya çağırıyoruz!
Vücut hatlarınızı belli etmeyecek bir şekilde giyinmeye, Başörtülerinizi omuzlarınızın üzerine salıvermeye çağırıyoruz..
Çünkü ALLAH Teala böyle istiyor!
Sizi ta başlangıçta edep ve haya duygularıyla donatan,bu yüce duyguları fıtratınıza yerleştiren ALLAH istiyor..
Fıtratınıza yerleştirdiği hazinenin görkeminden haberdar olmanızı,o muhteşem hazineye sahip çıkmanızı istiyor! Biliyor musunuz?Hz.Meryem sonradan kazandıklarıyla değil,sırf bu mevcud hazineyi koruduğundan dolayı bütün alemlere seçkin kılındı..
Sizleri utanma ve terbiye duygusuyla süsleyerek yeryüzüne gönderen ALLAH Azimüşşan şimdi sizden onları ortaya çıkarmanızı istiyor.. ALLAH örtünmemizi bizden ta ilk günden itibaren yeryüzüne ilk ayak basar basmaz istemiştir.Bunun böyle bilinmesini istiyoruz ve bu meselenin özellikle İslamda örtünme diye ele alınmaması gerektiğine inanıyoruz.Çünkü örtünme Muhammed as. ile başlamamış ALLAH Teala ilk günden itibaren örtünmeyi hayalı ve edepli olmayı emretmiş,daha sonra toplumlar ne zaman ki bu çizgiden ayrılmaya başlamış,gönderdiği rasullerle bu çağrıyı yenilenmiştir.
Bugün bizle beraber tüm dünya bilmektedir ki başlangıcından itibaren günümüze kadar müslüman bayanlar örtünmekle yükümlüdür.Bütün İslam mezhepleri şu konuda ittifak etmişlerdir:Müslüman kadının ellerinin ve yüzlerinin dışında kalan yerlerini yabancı erkeklere göstermeleri haramdır,vücut hatlarını belli edecek şekilde giyinmeleri haramdır,tenlerini gösterecek derecede ince giyinmeleri haramdır,giyim kuşamda kafirlere benzemeleri haramdır.
Bu konuyu bunu dışında başka bir şekilde anlamaktan hele pazarlık masasına yatırmaktan tartışmaktan ALLAH'a sığınırız.
Kadının güzelce örtünmesi ALLAH'ın yeryüzündeki çizgilerinden bir çizgi,işaretlerinden bir işaret,şiarlarından bir şiardır! Herşeyden önce yerine getirilmekte olan bu emir buna şahit olanlara derhal o emri vereni hatırlatır..Yine örtülü bir bayan hayvani şeytani ve nefsani çağrışım yapacak bütün görünümünü geri plana atmış olacağından,şeytani atmosferin yerini Rahmani bir atmosfer kaplayacaktır.
Rabbimiz Bizim İyiliğimizi İstiyor!
Sizin tesettüre bürünmenizde ALLAH Teala'nın bir çıkarı var mıdır?İyi biliniz ki şu anda yeryüzünde yaşayan milyarlarca bayan,istisnasız hepsi örtünse her biri birer insanlık abidesi olsa,birer Meryem olsa,Asiye olsa,Hatice olsa,Fatıma olsa milyarlarca bayan edep ve hayada birbirleriyle yarışa girseler..ALLAH yine aynı ALLAHtır.Onun büyüklüğüne yüceliğine en ufak katkıda bulunmuş olmazlar.Ve yine yeryüzünde ne kadar bayan varsa hepsi edepsizlik,fuhşiyat ve kötülük yarışına girseler akla hayale gelmeyecek ahlaksızlıkları yapsalar..ALLAH Azmüşşanın şanına en ufak bir zarar gelemez.Eğer ALLAH Teala bizim örtünmemizi istiyorsa,işin ahiret yönü bir tarafa tamamen bizim menfaatimiz,bizim iyiliğimiz,dünyevi mutluluk ve huzurumuz için istemektedir.
Hem ALLAH değil midir insanlardan bir şey istemeye emretmeye en çok hak sahibi olan..Onları yaratan,yaşatan değil midir?Şu hususu aklınızdan hiç çıkarmayınız ki,ALLAH'a kulluktan kaçınanlar,kesinlikle şu anda birilerinin bir yerlerin kuludurlar!Varsın onlar özgür olduklarını,özgürce yaşadıklarını,özgürce bir tercihte bulunduklarını zannederek kendi kendilerini avutsunlar! İyice düşündüklerinde göreceklerdir ki örtüsüz olarak sürdürdükleri bu yaşantıyla birilerinin çağrısına uymaktadırlar,birilerini memnun etmektedirler.Bu birileri onların nefisleridir,şeytani duygularıdır,içinde yaşadığı toplumdur,modadır,başkalarının beğenisidir,başkalarının dışlama korkusudur,bir takım güç odaklarıdır,paradır,diplomadır,iştir,makamdır..
''Seçilin ayrılın şöyle ey mücrimler!Ey Ademoğulları!Size şeytana kulluk etmeyin,çünkü o apaçık düşmanınızdır.Bana kulluk edin.Dosdoğru yol budur,diye and vermedim mi?''
Şeytana ibadet etmek nitelemesi gerçekten çok acı bir niteleme.Birilerine ağır gelebilir kabullenmeyebilirle r.Fakat şeytanın çağrısına uyup hayatını ona göre şekillendirenleri ALLAH böyle niteliyor.
Evet anlamak isteyen için bir konu ancak bu kadar berrak olur hak ve batıl birbirinden ancak bu kadar ayrılır.Örtünmenin ALLAH'ın emri olduğu,hem de ilk ve çok önemli emri olduğunu,örtüsüzlüğün de şeytanın bir emri ve çağrısı olduğu konusunda acaba bir tereddüdünüz var mı?
Şu anda örtüsüzlüğe hangi gözle bakıyorsunuz?
Önce şu noktayı iyi tesbit edelim;örtüsüzlük bir hata değildir,bir anlık günah değildir,bir an için yapılan gıybet,öfkeyle işlenilen bir günah değildir.Kısacası ALLAH'ın yasakladığı haram olan ne varsa ara sıra işlenenlere benzemez.
Örtüsüzlük bir hayat tarzı,yaşam biçimidir.
Örtüsüzlük bir düşüncenin,bir felsefenin yaşama geçirilmiş halidir.
Verilmiş bir kararın düşünülerek varılmış bir kararın uygulanmaya konulmasıdır,bilinçli bir tercihtir.Örtüsüzlük başka bir yoldur,başka yolda seyretmektir.
Dahası örtüsüz hayat tarzı bir bütündür birazını alıp birazını bırakma imkanınız yok gibidir.
Bugün yeryüzüne egemen olan örtüsüzlüğün öne çıktığı,kadın vücudunun sergilendiği yaşama biçimi ne Musevi ne İsevi ne İslami kaynaklıdır.Vahye kapalı,ALLAH ile ilişkisi olmayan ,seküler,dinsiz bir hayat tarzıdır.Onlar istedikleri kadar güzel isim verseler de kendilerine cahili toplumlardır.Bu cahili toplumların ve küfür düzenlerinin hepsinin ortak bariz özellikleri,egemenliklerinin çıplaklık ve ahlaksızlık üzerine kurulmuş olmasıdır.En büyük sermayeleri budur.Siz bunları onların elinden alırsanız sistemlerinden geriye hiçbir şey kalmaz.Bundandır ki hayanın simgesi örtüye aşırı bir nefret duyarlar.Ticaretler i,edebiyatları,sanatları,medyaları kısaca herşeyleri..
Durum böyle olunca elbette böylesi toplumların en amansız düşmanları tesettüre olacaktır,edebe utanma duygusuna,nikaha,temiz aile hayatına olacaktır.
Bütün bunlardan sonra sizi şimdi hemen şimdi örtünmeye çağırıyoruz!
Sizi hem örtünmeye çağırıyoruz,hemde örtündüğünüz takdirde karşınıza kimlerin dikileceğini nelerle karşı karşıya kalacağınızı baştan haber veriyoruz!
Örtünmenin hiçbir maddi getirisi olmadığı bir günde davet ediyoruz!
Öyle her türlü kapının açılmadığı günde ediyoruz!
Yıılarca hayalini kurup sonunda güçlükle ulaştığınız okulunuzdan,kariyerinizden olabileceğinizi hatırlatıyor bunu bile bile davet ediyoruz!
Evden dışarı çıktığınızda belki birileri alay edecekler,dudak büküp eğlenecekler..Hem bütün bunları baştan söylüyor hemde çağırıyoruz!
ALLAH Teala'nın tabiriyle ''karanlıklardan nura doğru'' yolculuğa çıkıyorsunuz..Elbette bütün bunlarla karşılaşacaksınız.Cennetin muhakkak bir bedeli olacak ve siz bunu ödeyeceksiniz..
ALLAH Rasulunun müminlere biat verirken söylediği sözleri hatırlayın.''Kınayanların kınamalarından korkmayacaksınız''...
Örtünün ve bundan sonra ki kınamalara hazır olun hatta dil uzatmıyorlarsa şaşırın.Ve güzellikle tebessüm edin.Kazanan sizsiniz!!
Belki de bunların hiçbiri olmayacak hatta..
Zamana ve mekana göre insanların örtünmeye karşı tavrı değişik olabilir.Belki birçokları sevinecek,tebrik edecek,gıpta edecek,özenip o da örtüncek..Olumlu veya olumsuz sizi bu durumlardan hangisi bekliyorsa beklesin önemli değil yükümlü olduğunuz örtünmeye davet var...!
Çünkü siz ALLAH'ı hatırlayacaksınız.
Haydi kalkın ve güzelce örtünün..Evet şimdi kalkın ALLAH için güzelce örtünün,bol bir elbiseyle vücudunuzu kapatın,başınızı mükemmelce örtün,sonra aynanın karşısına geçin ve seyredin..Şuan bu yazıyı okumayı kesin ve yapın bunu.Şu anda karşınızda duran bambaşka biri öyle değil mi?
Öncekiyle alakası olmayan başka bir dünya insanı değil mi?
Bırakın başkalarını şu an siz kendi kendinize ALLAH'ı hatırlatmıyor musunuz?Hatta iyice bakın etrafa odanızın atmosferi değişti değil mi?Çünkü şu anda orda melekler var,dilinizde ALLAH olduğu müddetçe,ALLAH'ı hesaba katma,ALLAHı dikkate alma düşüncesi olduğu müddetçe onlar sizinle olacak.Herşeyden önce siz şu ana kadar size bakan gözlere dişiliğinizi,cinselliğinizi,dış görüntünüzü sunuyordunuz,sizinle karşılaşanlar ister istemez bunlarla karşılaşıyordu.Şimdiyse cesedinizi perde ardına çektiniz ruhunuzu sundunuz.O ALLAHın üflediği ruhunuz..
Şöyle bir kendinizi yoklayın bir emri yerine getirdiniz ve neler değişti.İnsani,melekut alemine ait duygularınız ön plana çıktı değil mi?Öyle ya bastırılan bu erdemleri kendiniz bile görememiştiniz.
Siz şu anda ALLAHı hatırlatan bir işaretsiniz.Muhatap olduğunuz herkesi İslama çağırıyorsunuz,hiç konuşmadığınız halde.Ne yazık ki sizinle muhatap olan bir takım zavallı nasipsizlerin kalplerinde ki marazları artacak,dertleri depreşecek.İç dünyalarında savaş başlayacak,kimisi sözleriyle kimisi gözleriyle sataşacak,güçleri neye yetiyorsa onu yapacaklar.
Ama siz ALLAH'ın yakınlığını,sıcaklığını,muhabbetini kazanacak ve bunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz,,özel olmanın ayrıcalıklı olmanın tadına varacaksınız..
Şu noktayı da unutmayın ki herşeye rağmen bu toplumun önemli bir kesiminden ciddi bir saygı göreceksiniz.Sizi ciddiye alacak güven duyacak,sizi toplumu ayakta tutan direkler olarak görecekler..Kaliteli insanlar tarafından sevilecek boş manasız anlamsız hayat yaşayanlardan sıyrılacaksınız.
Ve siz bu arada sayısız kötülükten kurtulmuş olacaksınız,rahatsız edici bakışlardan,çirkin sözlerden uzak ve emin bir hayatınız olacak.. Ve birgün o çok da sevmediğiniz dünyadan ayrılma vakti gelecek..Onu tercih ettiniz bütün kavşaklarınız da..ve şimdi Ona gidiyorsunuz.Siz zannediyor musunuz ki,böylesi bir deönemde örtünme mücadelesiyle ömür geçirenlere ALLAH Teala kıyamet günü sadece emirlerinden birini yerine getirme sevabı verecek?
Size öyle bir amel defteri verilecek ki..!
Şaşıracaksınız belki de..ALLAH'ım bu defter benim değildir bunda ALLAH yolunda savaştığım yazılı ,kurşunlandığım yazılı,yıllarca durmadan tebliğ yaptığım yazılı..Bu benim olamaz diyeceksiniz.Size denilecek ki yanlışlık yok gençliğinizin en güzel dönemlerinde her pislik sizi kuşatıp kendine çekerken siz ALLAH'ı tercih ettiniz,sabrettiniz,mazlumdunuz.. ALLAH'ın bunları unutacağını ve karşılıksız bırakacağını mı sandınız?... Akla hayale getiremediğiniz ebedi bir saadet yurdu sizin olacak..
____ Açılıp saçılarak varlığınızı ispat etmenin dışında yolunuz yokmu?Öne çıkaracağınız şahsiyetiniz karakterinize ait donanımlarınız yok mu? ____ Yaşlanınca örtünürüm mü diyorsunuz? Hatta siz düşünmeseniz bile etrafınızda ki kodamanlar atılacaktır:Gençliğini yaşa ne alemi var bu yaşta öcü olmanın?diye.Genç bayanlara sesleniyoruz,sizi açılmaya sevkeden bu yaşlılara acıyın onlar acınacak durumdadırlar. ____ Peki siz cehennemin henüz teori aşamasında olduğunu ALLAHın birgün bundan vazgeçeceğini mi düşünüyorsunuz?Uygulamayacağı cezayla korkutan bir baba gibi mi tasavvur ediyosunuz?(HAŞA)Cehennemi bir blöf mü sanıyorsunuz? ____ Kendi kendimizi kandırmayalım.Örtüsüz hayat tarzı bütündür.Başınızı açmışsanız aşağısı ona uymak zorundadır.Siz hiç başı açık ama topuklara kadar elbiseli giyim tarzı gördünüz mü? ____
____ Bu vatan sizindir!
Bu vatanın gerçke sahipleri siz örtülülersiniz.Bin yıldan bu tarafa bu topraklar için ölen insanların ne uğruna can verdikleri bilinmektedir.Sığıntı olan yabancı olan bu mübarek coğrafyaya asla yakışmayan örtü düşmanlarıdır,edep düşmanlarıdır.
Ve soruyoruz siz kimsiniz?
Erdemin faziletin amansız düşmanları!
Siz bu mübarek coğrafyaya hiç benzemiyorsunuz? İşgal kuvvetlerinin düşük rutbeli şımarık subayını çağrıştırıyorsunuz! Söyleyin örtüye düşmanlığınızın kökeni neye dayanır? Hangi şer odaklarının temsilcisisiniz? Nerelerden gelme nelerden dönmesiniz? Şamatanızla çok göründüğünüze bakmayınız aslında bir avuçsunuz____ Tekrar sen bayan... Şu andan itibaren örtünüyoruz değil mi?Biz sizi öyle düşünüyor ve ALLAH için tebrik ediyoruz.Başınız dik!
ALLAHın selam rahmet ve bereketi hepinizin üzerine olsun...
Mehmet Göktaş(Örtünme Çağrısı)adlı kitabından alıntıdır |
selam ve dua ile
|